Haberin Devamı
Seçime iki gün kala Yargıtay’ın bağımsız aday Hatip Dicle’nin cezasını onaylaması tamamen siyasi bir icraattır. Buna cevap olarak bir araba “hukuki” laf edilebilir, ama hiçbirinin geçerliliği yoktur. Yargıtay, Dicle’nin milletvekilliğini düşürmüştür, yerine AKP’den bir milletvekili gelecektir.
“Halk iradesi” lafının en fazla edilip en fazla ağızda sakız gibi çiğnendiği ülke olarak böyle şeylere alışmış olmalıydık. Ama alışamadık. “Yargı tarafsız ve bağımsızdır” sözünün gerçek olmasını dilemeye devam edeceğiz.
“Hukuk” diyecekler, “yasalara göre mecburuz” diyecekler...
Bu ülkenin her döneminde siyasi havadaki değişime göre yargının çalışmasının değiştiğini bilmeyenler vardır. Hatip Dicle vakası ortada.
Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP’nin Meclis’te grup kurmasını engellemek amacıyla aldığı bağımsız adayları veto kararının da “hukuki” gerekçeleri vardı. “Yüksek yargıçlar” kameraların karşısına geçip bu “hukuki” gerekçeleri açıkladılar. Sonra kamuoyu büyük bir tepki gösterince aynı yüksek yargıçlar tekrar kameraların karşısına geçip kararı değiştirdiklerini tekrar “hukuki” gerekçeleriyle açıkladılar.
Seçime iki gün kala Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin engellenmesine kamuoyundan büyük tepki gelmeyeceğini hesaplamış olmalılar. Ama benzer bir durumda olan, yasa farklı olsa da CHP’nin önemli yöneticilerinden birinin dosyasının, daha da uzun süredir beklemesine rağmen sonuçlandırılmamış olması da “tamamen siyasi”dir.
Seçime iki gün kala, Hatip Dicle’nin vekilliği engellenirse büyük ses çıkmaz, ama Gürsel Tekin engellenirse ülke birbirine girer, diye düşünülmüş olduğu anlaşılıyor.
Türk yargısı siyasidir, devletçidir, taraflıdır. Bu yüzden gerçek bir yargı reformu, gelecek kuşak hukukçuların “devletin muhafızı değil vatandaşın hakkının koruyucusu, özgürlüklerin güvencesi” olarak yetişmelerine bağlıdır.
Son anayasa değişikliğiyle Ankara’daki bir “kast” düzeninin sarsılmış olması yeterli değildir. Eğer zihniyet devrimi sağlanmazsa yeni bir “kast” sistemi oluşur ve işe tekrar baştan başlamak gerekir.
Hatip Dicle kararını alanların bir de insan olarak vicdanları olmalı. Hatip Dicle’nin kararını acilen onaylarken Gürsel Tekin’in dosyasını tutmaya devam etmek herhalde insanların, özellikle de hukuka inancı olan insanların vicdanlarında bazı etkiler yaratıyordur.
KİTABIMIZDA DİKTATÖRLÜK YAZMAZ
(“Başbakan çok güçlendi, AK Parti çok güçlendi. Tek parti iktidarı ve Başbakan diktatörlüğe doğru gidiyor) iddiaları ve korkuları var?” sorusuna) 8.5 yıl Başbakanlığım, 4.5 yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım... Bu vatana ve bu millete hizmetkar olmaktan başka bir şey yapmadım. Bundan sonra da hizmetkar olmaktan başka bir şey yapmayacağım. Bizim ilkelerimizde tevazu, istişare esastır. Asla kitabımızda diktatörlük yazmaz, otokrasi yazmaz; otoriter, totaliter bir mantık yazmaz.

