AKP’nin üçüncü genel seçimini, oyunu önemli oranda artırarak kazanması “tarihi” bir olaydır. Bu sonucun ardından AKP başta, bütün siyasi partiler halkın verdiği ”mesajları” doğru okumak zorundadır. Doğru okuyamayan “bertaraf” olur, ki bu demokrasinin kuralıdır.
Türk halkı AKP’ye ve kuşkusuz Tayyip Erdoğan’a güvenini tazeledi, ama tek başına anayasa yapabilecek milletvekili sayısını vermedi. Bu bir seçim tekniğinin sonucu değildir, seçimin sonucudur.
AKP, yeni sivil anayasa için öncülük yapacaktır. Ancak bunun için CHP’nin de BDP’nin de katkısına ihtiyacı olacaktır, bu da belli bir uzlaşma siyasetini zorunlu kılmaktadır.
AKP’nin “değişim” siyasetine daha önce de oy vermiş olan halk, çizgisini değiştirmemiş, güçlendirmiştir. “Değişim”in ana ekseninde yeni anayasanın simgesi olduğu demokratikleşme süreci ve silahların susmasını sağlayacak Kürt açılımı bulunmaktadır.
Bu alandaki iniş çıkışları Türk halkı “hoş görmüştür” ve devamını, yani demokrasinin yeni anayasayla “tamamına erdirilmesi”ni, silahların tümüyle susacağı bir “barış” ortamını talep ederken bunları gerçekleştirmesi muhtemel olan siyasi gücün AKP olduğunu onaylamıştır.
CHP’nin oy oranı, “yenilenme” hareketinin, demokratikleşmeye, değişime, sivilleşmeye yönelen hareketin karşılıksız kalmadığını gösteriyor. “Ergenekoncu” adaylarla başlayan tutarsızlıklara rağmen seçmen CHP’nin yenilenmesini ciddiye almaktadır.
Seçim öncesi gerilimlerinde CHP’den büyük bir atılım beklemenin temeli olmadığı görülüyordu, ama bu belirtildiğinde CHP’lilerden büyük tepki geliyordu. Seçimin sonucu, CHP iktidar adayı ya da alternatifi olacaksa, “yenilenme” politikasının tutarlı olması halinde karşılığını alacağını göstermiştir.
Maddi ve manevi olarak ciddi kan kaybına uğramış olan MHP’nin Meclis’te olması, belli bir toplumsal yapıyı temsil niteliği dolayısıyla gerekliydi. İlk yorumlar, barajı geçmesini sağlayan unsurun CHP’nin yenilenmesine karşı olan CHP’lilerin oylarının MHP’ye yönelmesi olduğu şeklindedir. Dolayısıyla MHP’nin de ciddi bir yenilenmeye ihtiyacı olduğu ortadadır.
BDP, Kürt siyasetinin en büyük başarısını göstermiştir. Meclis’e, aslında BDP’li olmayan Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder gibi “devrimci özgürlükçü” isimlerle, “farklı Kürtler”i temsil eden Şerafettin Elçi ile birlikte toplam 36 vekille girmiş olması bu partinin “sıkıştığı” dar alanın dışına çıkarak demokrasi sürecine etkin bir katılım sağlama beklentilerini yükseltmiştir.
12 Haziran sonuçları, bu dört siyasi parti dışında diğer küçük siyasi partilerin hiçbirinin herhangi bir temsil niteliği olmadığını da göstermiştir. Erbakan’ın anısının karşılığı beş yüz bin oy dışında hiçbirinin Türk halkının hayatında bir etkisi yoktur, kalmamıştır.
Türk halkı bu seçimde yine yüksek bir katılım sağlamış, ülkesinin geleceğine olan ilgisini göstermiştir. Ergenekoncu bağımsız adayların esamelerinin okunmaması da herhalde “onlara” ders olacaktır.

