Başbakan’ın ekonomik krizin başından beri takındığı, önce aldırmaz, sonra kavgacı tavrının nedenlerini anlamak oldukça zor.
İlk önce “teğet” dedi, önceki gün “kriz var, eyvallah” dedi. Bir ara da “bu aslında 2007’nin krizi” diyerek Türk ekonomisindeki sorunların global krizden önce başladığını farkında olmadan itiraf etmişti.
Son olarak söyledikleri de hâlâ meseleyi anlamadığını gösteriyor: “Hiç kimse zor durumda değil kardeşlerim, gerçekler başka, bakmayın.” İma ettiği “büyük işverenler” ve “bankalar”.
Şimdi Tayyip Bey’e, Türk ekonomisi yarı yarıya küçülürken, dolar 1.80 TL civarında dolaşırken en büyük şirketlerin bile bir güvencesi olmadığını anlatmak da mümkün olmaz. Bütün şirketlerin değerleri yarıya inmiş durumdadır, dolarla borçlanmış olanlar yanmıştır.
Türkiye’deki bankaların, Avrupa ve ABD’dekilere göre henüz ciddi bir sarsılma yaşamadığı biliniyor, ama kriz devam ediyor ve bankalar da öyle Tayyip Bey gibi rahat olamıyor.
Başbakan “Hiç kimse zor durumda değil” demekle, işsizliğin katlanarak arttığının da farkında olmadığı gösteriyor. Herhalde ağlaşıp çırağını kovan bakkal mantığının işverenler için de geçerli olduğunu zannediyor. Hangi işveren yüzlerce, binlerce işçiyi sevinerek kapının önüne koyabilirmiş, bunu da düşünmüyor.
Daha önce çeşitli şekillerde söylediği bir sözü de tekrarlamış Başbakan: “IMF ile anlaşmayı sana mı soracağım?”
“Sana mı” derken kastettiği, IMF ile bir an önce anlaşma yapılmasını önerenlerdir. Bunların arasında bütün iş dünyası, bütün bankalar, iş dünyasını temsil eden bütün kuruluşlar var. Tayyip Bey’e göre bütün bunlar “yalandan ağlıyor”, çünkü IMF’den gelecek parada gözleri var!..
Bu mantıkla, Türkiye gibi büyük bir ekonomiyi değil, bakkal dükkânını bile idare etmek zordur.
Bu mantıkla düşünen bir bakkal, kendisine borç yazdıranları “hırsız” gibi görür, “paraları var ama bana vermiyorlar” diye düşünür ve öfkelenir. Tayyip Bey de işte o bakkal gibi düşünüyor, hissediyor.
Tayyip Bey belli ki gazetelerin ekonomi sayfalarına bile göz atmıyor. Kendisini destekleyen gazetelerin ekonomi sayfalarına bakması bile yeterlidir. Bu sayfalardaki fazla büyütülmeden verilmiş haberlerde gerçekleri bulabilir.
“Sana mı soracağım” diyen birisinin konuya tam hâkim olması, kimseden akıl almaya ihtiyaç duymayacak kadar bilgili olması gerekir. Tayyip Bey’in böyle bir özgüveni var, ama bu, içi boş bir özgüven ve bu “özgüven” Türk ekonomisini çok daha kötü bir duruma sürüklüyor.

