Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olan siyasi partilerin başında şu üçü geliyor. CHP, MHP ve SP.
Bu partilerden biri radikal milliyetçi, biri sosyal demokrat, biri de siyasal İslamcı.
CHP daha 2 Ekim gününden suları bulandırma çabası içine girmişti. MHP aynı gün bir miting yaparak bir gün sonraki başarısızlık ihtimaline göre erken pozisyon aldı. Saadet Partisi ise kendi yayın organlarında AKP'yi de "Batıcı" olarak suçluyor.
Daha birinci günden suları bulandırmaya çalışanlar "çok taviz verildi" ve "ikinci sınıf üyelik" sözlerini sürekli tekrar ediyorlar. Ancak her ikisinin de içeriğine ilişkin herhangi bir kanıt yok ortada. Bu sözler sürekli tekrarlanarak, basit ve kaba bir "akıllara kakma" taktiği izleniyor.
"Ne taviz verildi?" sorusunun karşılığı olarak ortaya gelen kelime "Kıbrıs" oluyor.
Kıbrıs'ta gerçek bir çözüm için daha önceden harekete geçmiş olan (ama 30 yıllık bir gecikme ile) Türkiye, ana pozisyonunda herhangi bir değişiklik yapmış değil. Tam tersine, bugünkü durum, Birleşmiş Milletler çerçevesinde ortaya konacak olan çözüm girişimlerinde daha güçlü bir konum yaratıyor.
Halk desteklemez
"İkinci sınıf üyelik" cümlesinin içineyse sadece serbest dolaşımla ilgili "çekince"ler konuluyor. Avrupa'nın tümünün böyle bir çekincesi olduğu 1999'da da belliydi, 17 Aralık 2005'te de belliydi.
* Tam üyelik durumunda 80 milyon Türk'ün iş ve aş peşinde Avrupa'ya doluşması korkusunu giderecek olan en önemli unsur, Türkiye'deki ekonomik gelişmelerdir. Bu korkuyu Avrupa'dan silmek zaman alacaktır. Bu zamanı da Türkiye'deki gelişmeleri göstererek kullanmak çözümün asıl kaynağıdır.
Artık suları bulandırmak yerine yapılması gereken, Türkiye'nin hukuk, siyaset ve ekonomide gerçekleştireceği reformlara katkıda bulunmaktır. Üstelik suları bulandırma siyasetinin halktan destek görmesi da artık mümkün değil.
MHP ve SP ile aynı çizgide muhalefet yapan CHP'nin önce kendisini gözden geçirmesi şarttır.
Parti merkezi sıkıntısı
En uzun günü Erdoğan, bakanlar ve üst bürokratlar AKP Genel Merkezi'nde yaşadı. Hatta İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi de en kritik görüşmeler için AKP Genel Merkezi'ne geldi. Bunu günün heyecanı içinde dikkatlerden kaçan bir "saflık" gibi görenler olabilir. Ama doğrusu, "kriz merkezinin" Başbakanlık olmasıydı. Ne olursa olsun her şeyin bu çatı altında yapılması gerekirdi.
Neden AKP Genel Merkezi'nin seçildiği konusunda dün yapılan açıklama yeterli değildir. Doğrusu bunun "yanlış" olduğunun kabul edilmesidir.
Suyu bulandırmak
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olan siyasi partilerin başında şu üçü geliyor. CHP, MHP ve SP
Haberin Devamı

