Arap baharı için Suriye’nin de kolay bir alan olduğu kanaatini kuşkuyla karşılayanlar haklı çıktı.
Bu kanaat, Suriye halkının da diğer “despot” Arap rejimlerinin hüküm sürdüğü ülkelerin halkları gibi “şiddetle hoşnutsuz olduğu” bilgisi üzerine kuruluydu. Suriye karıştığı andan başlayarak Esad yönetiminin hem yapılanma hem tabanı bakımından diğer Arap ülkelerindeki yönetimlerden farklı olduğu ortaya çıktı. Suriye, İran yönetiminin en sağlam müttefiki olması dolayısıyla da diğer Arap rejimlerinden ayrılıyor.
Öte yandan Rusya ve Çin, Suriye’de “Batı planı”nın uygulanmasına yol vermemekteki kararlı tavırlarını sürdürüyor. Dün de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi eliyle Şam üzerindeki baskının artırılmasına yönelik girişimi durdurdular.
Suriye meselesi ısındığı anda Ankara’nın Batı ittifakının en önünde yer alışı, çok büyük ölçüde “etik” ve insani gerekçelerle açıklandı.
Suriye’den biraz daha güneye inildikçe hiçbir Arap yönetiminin, aralarındaki aşiret veya mezhep farklarının dışında, “demokrasi” ve “insaniyet” açısından önemli bir farkı bulunmuyor. Bu yönetimlerin Suriye’de Esad rejiminin gitmesine destek vermelerinin herhangi bir “etik” ve “insani” gerekçesi olmadığı da ortada.
Suriye’deki Esad yönetimi, İran’dan başlayarak Arap dünyasında Şii ağırlığının mevcudiyetinin en önemli güvencesidir. Şam’da yönetim değişikliğiyle İran’dan Bahreyn’e kadar uzanan bir zincirin en önemli halkası koparılmış olacaktır. Bu zincirin Suriye halkasının kırılması, bütün radikal İslamcı hareketler için stratejik bir kayıp olacaktır.
Kısacası Suriye’de rejim değişikliği Orta Doğu ve İslam dünyasının siyasi haritasının değişmesinin ve ondan sonraki değişimin de hızlanmasının en önemli aşamasıdır.
Bu düğümde Ankara’nın “asıl siyasi unsur” olması zaten Rusya’nın açık tavrı dolayısıyla çok güçtür.
Türk askeri uçağının düşürülmesi olayı çevresindeki spekülasyonlar da tablonun bütününde Batı ittifakının Ankara’dan beklentilerinin sınırlarını bir ölçüde göstermiştir.
Ankara’nın Suriye politikası, edilmiş büyük laflara rağmen, uçağımızın düşürülmesine rağmen “mutedil” olmak zorundadır.
Orta Doğu’nun siyasi haritasını değiştirecek bir olayın ortasında, Batı ittifakı ile Rusya ve İran’ın arasından zararsız çıkabilmek için büyük laflar değil tam tersine, büyük laflara yer bırakmayacak ince politikalar gerekiyor.

