Emekli Büyükelçi Yalım Eralp geçen hafta bir tartışma programında önemli bir şey söyledi. Kısaca şöyle: Türkiye’yi yönetenler uzun süredir ABD’ye hep bir şey istemek için gidiyorlar bu da Türkiye’nin elini zayıflatıyor.
Gerçekten, rahmetli Adnan Menderes de son dış gezisini ABD’ye yapmış ve istediği birkaç yüz milyon dolarlık yardımı alamadan dönmüştü.
Şu anda da ABD’den istemeye devam ediyoruz.
PKK’yı Kuzey Irak’ta tasfiye etmek için yardımcı olun.
Kerkük’te referandumun ertelenmesi için yardımcı olun.
Ermeni soykırımı tasarısının Kongre’den geçmemesi için yardımcı olun.
İstekler böyle sıralandığı zaman da karşıdan sorular gelmeye başlıyor:
PKK asıl senin içi meselen, 24 yıldır bu meselenin çözümü için sen ne yaptın?
Irak’ın egemen bir devlet olarak bütünlüğünü korumasını istiyorsun, o zaman niçin bu egemen devletin iç işlerine karışıyorsun?
Ermeni soykırımı konusunda dünyayı ikna etmek için yıllardır ne yaptın ki şimdi benden destek istiyorsun?
Bu ilişki biçiminin altında, Amerika’nın “stratejik ortak” olarak sürekli Ankara’nın isteklerini yerine getirme zorunluğu bulunduğu fikri yatıyor.
Durmadan ABD’ye götürülen istekler listesindeki konularda asıl sıkıntı kaynağının uzun süredir yürütülen yanlış politikalar olduğunu belki halkımız bilmiyor, halkımızdan bu gizleniyor, ama Amerikalılar da Avrupalılar da bunları pekâlâ biliyor.
Dışişleri Bakanı Gül’ün söylediği gibi, “Ermeni soykırımı sokaktaki Amerikalı’nın derdi değildir.” Ama bu konuyu sokaktaki Amerikalı’nın mürekkep yalamışına sorduğun zaman da alacağın cevap “soykırım yapılmıştır” şeklinde olacaktır.
Talepte bulunulan konularda kendi iç düzenlemelerini yapmamış olmak zaten bizi fazlasıyla güç duruma düşürüyor.
Amerikalı yöneticilere “Ermeni soykırımı tasarısını engelleyin” dediğin zaman karşıdakinin aklından “Hrant Dink’in öldürülmesini neden engelleyemedin” sorusunun geçmemesi imkânsız.
Kendi evini temizleyememiş birinin sürekli olarak komşulardan yardım istemesi kimsenin ciddiye alacağı bir durum değildir.
Türkiye’nin dünyadaki konumunu zayıflatan “dış düşmanlar” değildir. Bu durumu bizzat kendimiz yarattık.
not
Ağar’dan yeni öneri
DYP Genel Başkanı ilginç bir çıkış daha yaptı. Bu fikrin arkasında Türkiye’nin bölgenin doğal “ağabeyi” (gerçek ağabey, katil ağabeyi değil) olduğu ve olması gerektiği fikri yatıyor.
Ağar’ın önerisi “Benelüks” benzeri bir model.
“Benelüks” sözcüğü Belçika, Hollanda ve Lüksemburg isimlerinin ilk hecelerinden oluşuyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa yeniden şekillenirken bu üç ülke güçlerini birleştirecek bir oluşuma gitmişti.
Ağar’ın “Benelüks” önerisi de Irak, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Suriye’yi kapsıyor. Bu ülkelerin “doğal ağabeyi” konumunda olan Türkiye’nin böyle bir güç ittifakının başını çekmesinin Türkiye’nin konumunu çok daha güçlendireceğini, ama bu ülkelerin gelişmesine ve güvenliklerine de büyük katkı sağlayacağını görmek zor değil.
Ağar “Irak” diyor. Ama Irak’ın bütünlüğünün sağlanmasının mucize olduğunu ve Kuzey Irak’ta Kürdistan’ın kurulmasına az kaldığını görerek, “Irak” kelimesini “Kürdistan” ile değiştirmemiz daha gerçekçi olacaktır.
Ağar’ın bu önerisinin ortalama seçmen açısından anlamı olmayabilir. Ama bir siyasi partimizin bu tür öneriler geliştirmeye devam etmesi önemlidir.

