80’li yıllarda dağdaki PKK’lılar etkisiz hale getirilmeye başlandığında, kendilerini çok akıllı sanan bazıları bir “sünnet fikri” bulmuşlardı.
Yapılan açıklamalarda ölü ele geçen PKK’lıların bazılarının sünnetsiz olduğu sürekli tekrarlanıyordu. “Sünnetsiz” demekle söylenmek istenen bunların Müslüman olmadığı, açık ya da gizli Ermeni olduklarıydı. Hatta Güneydoğu’da kullanılan bir afişte Abdullah Öcalan, cüppesi kara, sakalı kara bir papazın eline öperken resmedilmişti. O afişle de aynı şey bilinçlere kazınmak isteniyordu, yani Öcalan Ermeni papazların emrindeydi.
O dönemde ASALA eylemlerinin etkileri henüz çok sıcak olduğu için bu propaganda fikrini bulanlar da pek sevinmiş olmalıydı.
Ancak genellikle bilinir, fukara çocukların ailelerinin çoğu kez sünnete harcayacağı parası olmaz, onların sünneti asker ocağında yapılır. Bu uygulama hâlâ ne ölçüde devam ediyor, bilmiyorum.
O günlerde Kürt sözcüğü dahi kullanılamadığı için bu “sünnetsiz” propagandasının ne kadar yanlış olduğu da söylenemiyordu.
“Kürt” denilemediğine göre, bu tür propagandalarla PKK ile, -aslında PKK da kullanılmıyor “bölücü terör örgütü” deniliyordu- Ermeni kavramları bir araya getirilmeye çalışıldı. Hrant Dink’i vuran mermiler işte o günlerde silahlara sürülmüştü.
“Ermeni” imajıyla, daha muhafazakâr olduğu bilinen “Güneydoğulu vatandaşların” bunların Hıristiyanlarla ilgisi olduğunu daha da kuvvetli bir şekilde düşünmelerini sağlamak üzere başka bazı propaganda çalışmalarında da bol bol dini temalar kullanıldı.
Bu fikirlerin sahipleri, fikirlerinin bir işe yaramadığını; tam tersine, yangını körüklediğini o zaman herhalde görmüyorlardı. Gelinen durumun kaynağında o yanlışların, bu körlükler zincirinin bulunduğunu görmeyenlerin hâlâ var oluşu ise gerçekten hazin bir durum.
Geçen hafta, üstelik her cümlesine en az bir defa “demokrasi” ve “insan hakları” sözcüğü sokan bir bakan yine teröristlerin bazılarının sünnetsiz olduğunu “ilan etti!”
Dönüp dolaşıp tekrar aynı noktaya gelmek bir kere Türk halkına hakarettir, insanlar bu kadar hafızasız ve kandırılabilir yaratıklar yerine konulamaz.
Bu lafı bugün söyleyebilmek başlı başına Türklüğe hakarettir ve meşhur 301’inci madde kapsamına girer. Bu kafadakiler PKK’lıların içinde bir Ermeni yakalamış olsalar kim bilir neler olurdu.
Demokrasiyi demokrasinin temel unsurlarından nasipsiz siyasi kadrolarla inşa etmeye çalışmak gerçekten dramatik bir durum. Görünen o ki hâlâ bu dramı yaşamaya mahkûmuz.

