Haberin Devamı
Darbe soruşturmaları, Ergenekon davaları adaletle, yargıyla ilgili pek çok sorunumuzun gündeme gelmesi açısından ayrı bir yarar sağladı.
Bunlardan biri “masumiyet karinesi” kavramı. Masumiyet karinesi kavramı kim olursa olsun herkesin, (kim olursa olsun sözü önemli) suçluluğu kanıtlanana kadar, yani yargılama süreci en son noktasına gelen kadar suçsuz kabul edilmesi ilkesini anlatır.
Bu ilkeye göre herkes, her zanlı, her sanık, isterse polise taş atan on yaşındaki çocuk olsun, isterse orgeneral olsun, isterse başbakan olsun, suçluluğu kanıtlanana kadar masum olarak kabul edilmek zorundadır.
Anayasa, yasalar bu ilkenin duruma ve kişilere göre değişebileceğini söylemiyor. Ve bu, mutlak bir hukuk ilkesidir.
Bizde öyle midir? “Masumiyet karinesi” geçerli midir? En başta hukukçular pek iyi bilir ki, bizde daha karakolun kapısından adımınızı attığınız andan itibaren “suçluluk karinesi” işlemeye başlar. Yolu karakola düşmüş, savcı ve yargıç karşısına çıkmış bütün vatandaşlar ve hukukçular bunu bilir.
Daha ilk andan itibaren insanlara “suçlu” ya da “potansiyel suçlu” muamelesi yapılır.
Anayasası bütün vatandaşlarını “potansiyel suçlu” olarak gören ve birinci meselesi ne olduğu belirsiz bir devleti vatandaşlarına karşı korumak olan bir ülkede ne yazık ki “suçluluk karinesi” esas oluyor.
Darbe soruşturmaları, Ergenekon davaları dolayısıyla gündeme gelen ikinci mesele, ülkemizdeki yargı sisteminin “tutuklama” önlemini çok fazla kullanması.
Bu da yeni bir durum değil, hep böyledir. O yüzden hapishanelerde hükümlüden çok tutuklu var. “Suçluluk karinesi”nin geçerli olduğu bir ülkede başka türlü olması da zaten mümkün değil.
Neyse ki bu davalarda yüksek rütbeli muvazzaf ve emekli subayların tutuklanması geniş bir kesimin ilgisini bu konuya çekti.
“Tutuklama” bir tedbirdir, bütün hukukçuların söylediği gibi ya kaçma şüphesi ya da delillerin karartılması şüphesi durumunda uygulanacak bir tedbirdir, aksi halde karardan önce infaz başlamış olur.
Gözaltı ve hapishane koşullarının da yine bugüne kadar bu meselelerden habersiz olan bir kesimin dikkatini çekmiş olması bu dava ve soruşturmaların “hayırlı” sonuçlarından biri olarak görülmelidir.
Bugünlerde olup bitenler ülkemizde bir yargı reformuna ve adalet mantığı değişimine yol açacaksa, Ergenekon ve darbe davaları gerçekten hayırlı bir sonuç yaratmış olacaktır.

