Suç ve ceza

Genç hükümdar, tahtta geçirdiği her gün gücünün bilincine biraz daha varıyor ve kendince sürekli olarak "adalet" dağıtmaya çalışıyordu. Her işe karışıyor, her olay hakkında fikir belirtiyordu

Haberin Devamı

Genç hükümdar, tahtta geçirdiği her gün gücünün bilincine biraz daha varıyor ve kendince sürekli olarak "adalet" dağıtmaya çalışıyordu. Her işe karışıyor, her olay hakkında fikir belirtiyordu.

Mağrurluğu, kibri ve kendine güveni de giderek artıyordu. Çevresindeki hiç kimseyi dinlemez olmuştu.

Bir gün yemeğe oturdu. Yemeğini getiren, babasına da hizmet etmiş olan çok eski bir saray mensubuydu.

Yaşlı hizmetkâr hükümdarın çorbasını koyarken bir an eli titredi ve hükümdarın kaftanına bir iki damla çorba döküldü.

Hükümdar küplere bindi, bağırmaya çağırmaya başladı. Bu arada yaşlı hizmetkâr özürler diliyor fakat hükümdar onu duymuyordu bile. Sonunda hızını alamayan hükümdar askerlerini çağırttı ve buyurdu: "Alın bu adamı zindana atın, iki yıl da çıkmasın!"

Askerler kendisine doğru yaklaşırken yaşlı hizmetkâr elinde tuttuğu çorba tenceresine bir an baktı ve kararını verdi.

Yerine oturan hükümdara biraz daha yaklaştı ve tenceredeki bütün çorbayı başından aşağı boşalttı.

Yaşlı hizmetkârın bu davranışı üzerine hükümdar da çevresindekiler de askerler de donakaldılar.

Kafasından aşağı bir tencere çorba yemiş olan genç hükümdar gözlerinden ateşler fışkırtarak bağırdı: "Be adam şimdi ben sana ne ceza vereyim!.."

"Verdiniz ya" dedi yaşlı adam.

"Ben onu kaftanıma çorba damlattığın için vermiştim!.."

Yaşlı hizmetkâr cevap verdi:

"İşte bunun için çorbayı kafanızdan aşağıya döktüm ya... Eğer, kaftanınıza kazayla dökülen bir iki damla için bana iki yıl zindan cezası verdiğinizi halk duysaydı, sizin adaletinize duydukları güven bütünüyle sarsılırdı.

Çorbanın hepsini başınızdan aşağıya boşalttım ki, bu cezayı hakedecek bir suç işlemiş olayım da halkın size ve adaletinize olan güveni sarsılmasın..."

***

Her hikâye gibi bunun da en az iki sonu var.

Birinci "son" da hükümdar yaşlı hizmetkârın sözlerinden gereken dersi alıyor, cezasını affediyor; ondan sonra da verdiği bütün ödül ve cezaların yapılan eylemle orantılı olmasına dikkat ediyor.

İkinci "son"da ise genç hükümdar yaşlı hizmetkârın ne dediğini anlamıyor ve kafasını vurduruyor. Tabii ki bu olaydan alacağı en büyük dersi alamamış yani gerçekten adaletli davranmayı öğrenememiş oluyor.

DİĞER YENİ YAZILAR