Ankara’nın dış politika ataklarının başında, slogan olarak ortaya çıkan “sıfır sorun”la birlikte “bölgesel güç olmak” tanımlaması üzerinde de duruldu.
“Bölgesel güç olabilmenin” “olmazsa olmaz” koşulu var: Ekonomide güçlü olmak ve siyasi istikrar, yani içerde sürekli siyasi krizlerle uğraşmamak.
Türkiye’nin büyük bir siyasi ve toplumsal krizi olmasına rağmen, etkili dış politika yürütebilmesinin önemli bir dayanağı açılım ve demokratikleşme süreçleri olmuştur. Bu büyük siyasi krizin “çözülebilir” hale geldiğinin kabulü bile, bütün çevrede Türkiye’ye bakışı değiştirmiştir.
“Sıfır sorun” tanımı, öncelikle komşu ülkelerle mevcut sorunları çözmek, doğrudan taraf olunmayan sorunların çözümüne katkıda bulunmak olarak özetlenirse, olması gereken bir dış ilişkiler sistemini tarif ediyor.
Başbakan Erdoğan dün ABD Başkanı Obama ile görüştü. Bu yazı yazılırken görüşme gerçekleşmemişti, ama gündemi aşağı yukarı belliydi. ABD Başkanı’nın birinci gündem maddesinin de Türkiye ile İsrail arasında çok kötü bir hale gelen ilişkiler olacağı da zaten açıklanmıştı.
Orta Doğu’yu son altmış yıldır yangın alanı olarak tutan çatışmaların kökeninde Filistin sorunu ve İsrail sorunu bulunuyor. Türkiye için de, bilinen nedenlerle çok önemli insani ve bölgede istikrar için çözülmesi elzem sorunlar...
Ankara’nın bu alanda aktif bir politika izlemesi, gelişmelerin içinde ve söz sahibi olması çok doğal olduğu gibi meşru bir haktır.
İsrail devletinin, Filistin halkına yönelik uygulamalarını sona erdirmek ve “iki eşit devlet” çözümüne İsrail’i razı etmek için Türkiye’nin de çaba göstermesinin tartışılacak bir yanı yoktur.
Yalnız, “sorunun çözümüne katkıda bulunmak” ile “sorunun tarafı olmak” arasında da ince bir çizgi vardır. Ayrıca her türlü sorunun çözümüne katkıda bulunma hattında durabilmenin güvencelerinden biri de “çatışmacı dil”den kaçınmaya özen göstermektir.
Erdoğan ile Obama’nın görüşmesi iki ülkenin de temel politikalarını değiştirecek değildir. Önemli olan bu görüşmede ve devamında Türkiye’nin sorunun tarafı olmaya “itilmemesi”dir.
Böyle bir durumu fazlasıyla isteyen siyasi güçler içeride de vardır, çevremizde de...
Türkiye, bölgesindeki sorunlara barışçı çözümler arayışına katkıda bulunduğu, “soruna taraf olmama” hattında durabildiği, bunu üslubu ve tavrıyla da gösterdiği ölçüde “bölgesel güç” konumuna yaklaşmış olacaktır.
OdaTV için not
Nedim Şener ve Ahmet Şık ile ilgili yazımızdaki (“Yine Ahmet ve Nedim” 19 Eylül 2011 Pazartesi) yer alan bazı “gazetecilik” değerlendirmeleri hakkında OdaTV alınganlık göstermiş. Gazetecilik olmadığını söylediğimiz bazı faaliyetlerin tümünü üzerlerine almışlar. Yazıda kastedilenler çok açıktır; gazeteciliğimizin son dönemde malul olduğu bazı hastalıklar anlatılmış, bunlar gazetecilik açısından ele alınmış, yasal olarak suç olup olmamalarının ayrı bir konu olduğu açıkça belirtilmiştir.
Gazeteciliğe başladığımızda bize öğretilmiş olan, bizim de genç gazetecileri sürekli uyardığımız üzere, asla kullanılmaması gereken üslup ve ifadelere yer vermiş olmalarının, arkadaşlarının durumunun yol açtığı üzüntüden kaynaklandığını düşünmek isteriz.

