Sonuç: Ne yargısı?

Haberin Devamı

İki görüntü, birkaç gündür yapılan hukuk tartışmalarının hepsinin üzerine çıkarak, “dört kuvvetten biri” olan yargının ülkemizdeki halini gösterdi.

Birinci görüntü, 188 cinayetten yargılanan örgütün mensuplarının hapisten çıkması, karşılayanların sevinçleriydi.

İkinci görüntü, NTV ekranındaydı, Yargıtay’da adalet bekleyen insanların üst üste yığılmış, toz içindeki dosyalarıydı. Dosyalar alınacak, bir yargıç tarafından incelenecek falan filan ve “adalet“ “tecelli” edecek...

Hukukçular iki gündür anlatıyor, Adalet Bakanı da anlatıyor, yüksek yargı başkanı da anlattı. Bütün konuşanlar aslında, orasından burasından yargının işlemediğini anlattılar. Daha da anlatacaklar.

“Ne yapılmalı” sorusunun cevabı olarak “yeni yasa” diyenler de var, “yetkililer sorarsa söyleriz” diyen de var.

Ama daha başından başka soruları sormak gerekiyor.

Bu kadar çok dava olması neyin işaretidir, Türk toplumunda suç oranı bu kadar yüksek midir?

***


Yargılama sürelerinin uzunluğu neredeyse yarım yüzyıldır mizah hikâyelerine bile konu olmuş bir durumdur, ülkeyi yönetme iddiasındaki onca insan neden bu konuyla hiç ilgilenmemiştir?

Gerçekleri bilen onca yetkili şahsın ağzından “Türkiye bir hukuk devletidir”, “yargı bağımsızdır”, “yargıya herkes güvenmeli” gibi sözlerin sürekli tekrar edilmesi halkı kandırmak için midir?

Bu büyük lafların edilebilmesi için, hukukçuların yetiştirilme mantığından başlayarak bütün sistemin baştan aşağı elden geçirilmesi gerektiğini son CMK 102’inci madde olayıyla herkes bir daha gördü.

Türk yargısının ihtiyacı “reform” durumunu çoktan aşmıştır, şart olan “yargı devrimi”dir. Bu devrimin başlayacağı yer de hukuk fakülteleridir.

***


İşe bütün vatandaşları potansiyel suçlu, kuşkulu şahıs olarak gören, varlık nedeninin “devleti korumak” olduğuna inanmış bir hukuk düzenin ayakta kalmasını sağlayan eğitim sisteminden başlanabilirse yargı devriminin yolu açılabilir.

Daha askeri darbe anayasasını değiştiremeyen bir siyasi yapıdan bir de yargı devrimi beklemek fazla iyimserlik gibi görünebilir. Ama sürekli olarak parçalanma, bölünme kâbusu görenler bilmelidir ki, toplumları asıl parçalayan adalet duygusunun yok olmasıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR