Sonraya kalan

Haberin Devamı

Şirazlı Sadi, kendisinden sonraya ne kalacağını merak eden bir Rum hükümdarının hikâyesini şöyle anlatır:

Çok güçlüyken zayıflayan ve eski günlerini hasretle anan bir Rum hükümdarı, en çok güvendiği âlime şöyle diyormuş:

“Son günlerde düşman bende mecal bırakmadı. Elimde kalan toprak azaldı, kalelerimin çoğu gitti, şehirlerim gitti. Çok çalıştım, benden sonra halkın önderi olacaklara güç bırakmak istedim. Ama olmadı. Soysuz düşmanlarım bir fırsatını buldu, yiğitliğimin pençesini büktü. Düşündükçe kederden vücudum da yıpranıyor, ruhum da... Ne yapsam, ne çare bulsam?”

Âlim, hükümdarı dinledikten sonra parlamış:

“Nedir bu ağlamak! Asıl ağlanması gereken zayıflaman değil, bu düşüncelerindir, himmetindir!

Bir kendini düşün. Ömrünün çoğu, iyi çağlarda, iyi zamanlarda geçti. Her şeyi gördün, yaşadın. Her şeyin oldu. Bugün biraz zayıflamış olabilirsin, ama elinde kalanlar da sana yeter.

Sen gittiğin zaman ise, dünya ve dünyada ne varsa, onlar artık senin değildir, başka birisinin olmuştur. İster akıllı çıksın ister akılsız, kendinden sonrakini düşünme. O da kendi gamını cefasını çekecek, kendi sefasını sürecektir.

Şu dünya kılıçla, kanla zaptedip sonra bırakırken üzülmek zahmetine, cefasına değer mi? İskender, Feridun, Hakkak, Cem ve cümle âlem hükümdarları... Aldılar, zaptettiler. Hangisini biliyorsun ki tahtına, saltanatına zeval gelmemiş olsun? Baki olan tek saltanat yüce Tanrı’nın saltanatıdır.”

Rum hükümdarı can kulağıyla dinlerken alim devam etmiş:

“Görüyorsun ki, kimse ebediyen kalmıyor. Şu halde ebedi kalmayı kim umar? Kimin altını, gümüşü, hazinesi, toprakları kalmışsa, bunların hepsi, sahibi gittikten sonra; şu kadar zaman sonra veya bu kadar zaman sonra dağılıp gitmişlerdir. Ama devamlı olabilecek bir eser bırakan, asıl rahmeti hak edendir.

İyi nam bırakan bir büyük insan için gönül erleri, gönülden ‘O yaşıyor’ diyebilir. Meyvesini yemek istiyorsan, ağacını yetiştirmeye bak... İyilik et, meyvelerini herkesin yiyebileceği ağaçlar yetiştir.

Yarın divan kurulur; o zaman herkese, gerçekten başkalarına verdiği kadarı verilir. Kimi daha fazla çalışıp çabalamıştır, Tanrı dergâhında onun yeri daha yücedir. Kimi ziyadesiyle haindir, Tanrı’ya ve insanlara karşı mahcup olur ve bir iş görmemiş bulunduğu için de karşılık isteyemez. Bırak onu, nedametten elinin tersini kemirsin. Çünkü bu kadar sıcak fırın varken, o bir ekmek pişirmemiştir. El âlem tohum kaldırırken, vaktiyle tohum ekmemiş olmak suçtur.

Sen, tohumu zamanında ekenlere, sıcak fırınlarda başkaları için ekmek pişirenlere bak. Sonraya ne kalacağını ondan sonra düşün.”

Âlim sözlerini böyle tamamlamış ve hükümdara bakmış.

“Anladım” demiş Rum hükümdarı, “insan gittikten sonra geriye kalan sadece namdır, o da gerçek bir eser bırakmışsan mümkündür.”

DİĞER YENİ YAZILAR