Üç gün sonra “Türkiye’de asla olmaz, olamaz” denilen bir olay gerçekleşecek. Eşinin başı kapalı bir siyasetçi, siyasal İslam kökenli bir siyasetçi Cumhurbaşkanı koltuğuna oturacak.
“Atatürk’ün eşi ve annesi...” gerekçesi ile bugünkü duruma gerekçe aramak abestir.
O dönemdeki başını örtme ile bugünkü (iki ayrı türde) başını örtme davranışının biri o dönemdekiyle aynı, diğeri değil. Biri geleneksel ve bireysel bir tercihin sonucudur, diğeri ise toplumsal bir tavırdır.
“Başı kapalı eş” durumunun üç gün sonraki Türkiye’de ne gibi değişikliklere yol açacağını şimdiden söylemek mümkün değil. En karamsar görüşlere sahip olanların kendilerine göre gerekçeleri var. Buna karşılık, iyimser bir görüş de var. Bu görüş, Çankaya’daki görüntü değişikliğinin toplumsal barış ve diyalog açısından bir fırsat olabileceği...
Cumhurbaşkanlığı makamı, ülkenin ve ülkenin bütün insanlarının bir arada yaşama iradesinin simgesidir.
Önümüzdeki üç gün, bir dönemin son üç günü. Bu herkes için böyle.
Dördüncü gün gerçekleşecek olanı “Çankaya’nın fethi” gibi görenler de olacaktır.
Çankaya meselesi ülkeyi ikiye değil üçe böldü: “Ülke elden gitti” diyenler, “Çankaya’yı fethettik” diyenler ve “Bu durumu toplumsal gelişme ve barış için bir fırsat olarak kullanalım” diyenler.
Şu anda en yüksek ses “ülke elden gitti” diyenlerden çıkıyor. Üçüncü görüş sahipleri bu gürültü içinde sesini fazla duyuramıyor. İkinci görüş ise, kendi geleneklerine uygun olarak tamamen “sütre gerisi” durumunda.
Belki bu son üç gün, herkesin kendi tutumunu fazla karamsar veya fazla iyimser mi kaçtığını ama her durumda tutumunun fazla duygusal olup olmadığını gözden geçirmekle değerlendireceği önemli bir süredir.
Abdullah Gül, Türkiye’nin on birinci cumhurbaşkanı olacak. Peki bundan sonra ne olacak?
Bu seçimle birlikte “iktidar kibri” nin etkisinin artması ve AKP’nin de “büyük zafer kazandık” havasıyla ölçüleri şaşırması mümkündür.
Ama herhalde ülkenin çoğunluğunun beklediği bu değil. Ülkenin çoğunluğunun beklediğini, önceki gün emekliye ayrılan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert söyledi: “En büyük engelimiz, farklılıklarımızı vatan sevgisi potasında eritmemek ve birbirimizi yeterince anlamaya çalışmamak...”
Üç gün sonra başlayacak yeni dönemi, bu sözün taşıdığı tespite uygun olarak değerlendirdiğimiz takdirde kimsenin kimseyi bu ülkeden kovmasının herhangi bir temeli de kalmayacaktır.

