Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasının ana teması “sola dönüş” vaadi oldu. Yıllardır muhafazakâr, devletçi hatta çekilmiş, özgürlük mücadelesinden uzağa düşürülmüş bir partinin sola çekilmesi kolay değil.
CHP içindeki devletçiliği solculuk zanneden, 60’lı 70’li yıllardan kalmış, demokrasi korkusu devamlı olarak nükseden kadroları, bu zihniyetle beslenmiş bir siyaset anlayışını çağdaş bir sol çizgiye çekmek gerçekten kolay değil...
Kılıçdaroğlu’nun konuşması iki ana bölümden oluşuyordu. Bazen “popülist” üslubun da öne çıktığı; AKP ve Erdoğan’a yönelik basit polemiklerin yer aldığı, örneğin bol bol “havuzlu villa”nın tekrarlandığı birinci ve ağırlıklı olan bölüm, doğrudan geniş halk kitlesine mesaj niteliğindeydi.
Konuşmanın ikinci bölümündeyse “sola dönüş vaadi”nin ana unsurları bulunuyordu.
Bu bölümde bazı konuların yer almaması da “dönüş”ün ilk belirtisi olarak görülebilir.
Kılıçdaroğlu, “Kürt açılımı”ndan hiç söz etmedi, sadece bütün etnik kimliklerin eşitliğini vurguladı.
Ergenekon davalarından söz etmedi, sadece devlet güvenlik mahkemelerinin yerini almış olan “özel yetkili” mahkemelerin kaldırılacağını söyledi.
Avrupa Birliği’nin “bütün” standartlarının hedef alınması gerektiğinden bahsederken, eski dönemde çok kullanılan “dayatma” kelimesini hiç telaffuz etmedi, ama Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye çifte standart uygulamasına karşı tepkisini ortaya koydu.
Yeni ve çağdaş bir anayasa için çalışma vaadini dile getirirken 12 Eylül dönemini hiçbir şekilde vurgulamaması da dikkat çekiciydi. Çünkü vurgulasa, hemen akıllara gelecek soru, CHP’nin son anayasa değişikliği oylamalarındaki tavrı olacaktı. Bu da Baykal dönemine ilişkin açık bir eleştiri zorunluluğunu ortaya çıkaracaktı. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında Baykal dönemine yönelik eleştiri sayılabilecek en açık değinme, parti içi demokrasi konusunda söz vermesinde saklıydı.
Dokunulmazlıkların kaldırılması ve yüzde 10 seçim barajının indirilmesi konusundaki vaatleri de genel olarak demokrasi vaadinin işaretleriydi.
CHP’nin yeni genel başkanının konuşmasının ana hatlarını, “sola dönüş vaadi” olarak yetersiz bulanlar olabilir. Ama bu konuşmayı yapanın ve alkışlayanların, daha bir ay önce parti sözcülerinin radikal sağın ruhun en kaba örneklerinin sergilendiği konuşmalarını sessizce dinlediklerini ve sonra “coşkuyla” alkışladıklarını da unutmamak gerekiyor.
CHP “sola dönüş” ü bir haftada gerçekleştiremeyecektir.
Kılıçdaroğlu da sadece bunu “vaat” etmiş, parti örgütü ise bu vaade katılmış gibi görünmüştür. Önümüzdeki ilk durak anayasa değişikliği referandumu ve bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararıdır. CHP’nin “sola dönüş” konusunda ne kadar istekli olduğu ve ne kadar becerikli olacağı bu süreçlerde ortaya çıkacaktır.

