Siyasi İslam’ı sandıktan çıkardı

Haberin Devamı

Necmettin Erbakan siyasi İslam’ı sandıktan çıkaran ve meşru siyaset yollarıyla iktidara getiren lider oldu. Zekâsıyla en alttan en üste çıkmayı başarırken, siyasi İslam’ı, klasik kalıplarıyla yeni dünyada geçerli kılmanın zor olduğunu hem kendisi gördü hem de görülmesini sağladı.

60’ların sonunda Erbakan’ın siyasi parti olarak örgütlemesine kadar siyasi İslam sağ partilerin içinde bir kanat olarak varlık bulmuş, siyasi ve toplumsal gelişmelere “gizlice” ağırlık koyma çabası içinde olmuştu...

1973’te CHP’de İsmet İnönü’yü deviren ve “ortanın solu” hareketiyle seçim kazanmış olan Bülent Ecevit, Erbakan ile koalisyon hükümeti kurunca ortaya çıkan tepkilere rağmen ilk kez ülkenin muhafazakâr kesimini “anlamaya çalışmak” da şart olmuştu. O dönemde sol ve sağ kavramlarının içeriği de yeni bir tartışmanın konusuydu. Bu tartışma hâlâ bitmiş değildir. Ancak o dönemde Erbakan’ın en başarılı “icraat”ı siyasi İslam’ı “devlet iktidarı” ile tanıştırmak oldu. Partinin elindeki bütün bakanlıklarda uygulanan büyük kadrolaşmayla ilk kez “devlet” içinde de geleneksel kamu görevlilerinden çok farklı bir kesim yerleşme imkânı buldu. Devletle arası hep “soğuk” olmuş bir kesim ilk kez devlet imkânlarını kullanmaya başladı.

Bu konudaki tartışma ve çekişmeler hâlâ bitmiş değil, ama bugün bu konularda tavır alan birçok siyasetçi ve yorumcu hâlâ olayı AKP’nin iktidar olması ya da Gülen cemaatinin yükselişiyle sınırlı sanıyor.

***


Erbakan, Demirel’in “Milliyetçi Cephe” hükümetlerinde de ağırlığı kadrolaşmaya vermişti. Bu kadrolar, 12 Eylül askeri dönemi sonrasında da ANAP ile uyum sağlayabilmiştir.

Erbakan’ı ilk kez başbakanlık koltuğuna oturtan Tansu Çiller’in bütün bu konularda, hatta siyasi İslam’ın ne olduğu konusunda da pek bir zihni faaliyeti olmamasının sağladığı “rahatlığın” ucu da 28 Şubat süreci olmuştur.

Bu deneyimler Erbakan’ın temsil ettiği tarzda bir siyasi İslam’ın devrinin kapandığını da gösterdi. AKP bu arayışların ürünü olarak ortaya çıktı. Son olarak Erbakan’dan ayrılan bir grubun yeni parti kurması, siyasi İslam’ın geleneksel kadrolarının da aynı değişim süreçlerine katılma isteğinin bir ürünü olarak görülebilir.

Bülent Ecevit 1973’te Erbakan ile koalisyon kurmasaydı, Tansu Çiller 1995’te Erbakan’ın başbakan olmasını sağlamasaydı ne olurdu, Türkiye’de demokratik süreçler daha hızlanabilir miydi, gibi soruların anlamı yoktur.

DİĞER YENİ YAZILAR