Haberin Devamı
Anayasa Mahkemesi’nin, türbanın yolunu açmayı amaçlayan anayasa değişikliklerini yok sayması üzerine hukuk cephesinde yoğun bir bombardıman devam ediyor.
Hukukçular tam ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aştığını söyleyip tepki gösteriyor, diğer kısmı ise kararın hukuki temelleri olduğunu söylüyor.
Hangi kısma katılırsanız katılın, yapılacak bir şey yoktur. Anayasa Mahkemesi’nin “Anayasa’yı ihlal ettiği”ni söyleyenlerin de yapabilecekleri bir şey yok.
Ancak, karara infilal halinde tepki gösterenlerin, olayın siyasi yönünü görmeleri gerekir.
AKP hükümeti, Avrupa Birliği hedefini gözünden uzaklaştırdığı günden başlayarak bugünün şartlarını kendi elleriyle hazırladı.
AKP’nin en tepesi “kuvvetler ayrılığı”nın ne olduğunu anlamadığı için “oy çokluğu” ile her şeyin yapılabileceğine inandı. Oysa kuvvetler ayrılığı sisteminin varlık nedeni ve amacı zaten oy çokluğuna dayanan hükümetlerin bir tür “çoğunluk diktası” kurmalarını önlemektir.
AKP’nin tepesi ve gövdesi, özgürlükler meselesini de hazmetmekte güçlük çektiği için türban meselesi üzerine yoğunlaştı ve demokratik savunma sistemlerini kendi eliyle tahrip etti.
Türban meselesinin, türban takanların mağduriyetini giderecek bir toplumsal uzlaşma ile çözümlenmesi ihtimali de yine AKP’nin yanlış politikasıyla yok edildi. Sonuçta türbanda “çözüm” gerçekleşti ama AKP’nin isteğinin tam tersi yönde gerçekleşti.
Bütün ülke 1982 Anayasası’-ndan kurtulunması ve çağdaş bir anayasa yapılması konusunda fikir birliği içindeyken, AKP hükümeti bunu da yüzüne
gözüne bulaştırdı.
Siyasi iflasın diğer yüzünde, dünyadaki gelişmelere bağlı olarak ekonomide iyimser gidişin tersine dönmesi ve hükümetin bu gelişmeleri seyretmesi de vardır.
Bu siyasi iflas tablosunu görmemekte ısrar etmek, “hukuk darbesi” gibi formülleri tekrar ederek, mağduriyet politikalarıyla yetinmek bundan sonra da aynı yanlışların tekrarlanması tehlikesine götürür.
AKP’nin yanlışlarının kendisine çıkan faturası kapanmak olabilir ama, Türk toplumuna daha yüksek bir fatura çıkmaktadır. Önümüzdeki dönemde yaşanacak yönetim boşluğunun Türk toplumuna faturasını bugünden hesaplamak zordur ama sonuçta bütün bu olup bitenleri Türk halkının nasıl gördüğü sandık ortaya konulduğu zaman belli olacaktır.

