Kürt seçkinleri, çok partili düzene geçişten itibaren düzen partileri içinde yer alırken, ayrışmaları siyaset üzerine değil daha çok aşiret ve bölgesel güç dengeleri üzerine kuruluydu. 1960 sonrası Yeni Türkiye Partisi kısa bir dönem bağımsız bir Kürt siyaseti oluşturma girişiminde bulundu, ama başarısız oldu.
70’li yıllarda Kürt siyasetleri esas olarak sol partiler ve gruplar içinde yer aldı.
90’ların başında bağımsız Kürt partilerinin ortaya çıkmasını sağlayan koşulların en önemlilerinden biri PKK’nın yaşadığı tıkanmaydı. Sosyal demokrat partinin çatısı altında Meclis’e giren Kürt siyaseti var olma mücadelesi verirken sert bir siyaset dilini ve PKK ile koordinasyonu benimseyerek Kürt siyasetinin “bütünlüğü”nü korumaya hep dikkat etti.
Bu düzenin bozulması 2002’den başlayarak Türk kamuoyunun, Kürt meselesinin çözümü yolunda demokratik reformlara destek vermesiyle başladı. Batı demokrasilerinde sol siyasi güçlerin gerçekleştirdiği demokratik reformların, üstelik siyasi İslam kökenli bir sağ parti tarafından gerçekleştirilmesi, bugünkü adı BDP olan legal Kürt siyasetinin de ezberini bozdu. Bu ana kadar, “faşist devlet”, “asimilasyon”, “devlet terörü” gibi kalıplarla, fazla fikri çaba gerektirmeyen bir siyaset türünün de sonuna gelindi.
Bu süreçte seçimlerini yapmakta zorlanan BDP, 12 Eylül referandumu dolayısıyla kendisini “müesses nizam”ın içinde buluverdi. Bunun somut siyasi sonucu da AKP’nin Türkiye’nin Kürt vatandaşları üzerindeki etkinliğini artırması oldu.
Genel seçim öncesi ve sonrasında BDP’nin ana faaliyet türü siyaset yapmaktan, siyaset alanını ve demokratik süreçleri geliştirme mücadelesinden çok “tepkilerle varolan” bir parti konumuna gelmesi olmuştur. Bu yüzden, çeşitli toplantı ve beyanlarla ortaya atılıp konuşulması istenen, beklenen “demokratik özerklik” bile BDP’nin içini dolduramamasının da katkısıyla etkisiz kalmakta, siyasi bir çıkış olarak karşılık görmemektedir.
BDP’nin siyaset yapmadan geçirdiği süre, kaçınılmaz olarak PKK’nın alanının genişlemesine yol açmıştır. PKK’nın alanının genişlemesi Ankara’yı da eski “devletçi-çatışmacı” üsluba çekerken PKK’yı da tekrar “başoyuncu” haline getirmiştir.
BDP’nin siyaset sahnesinde tekrar yerini alması, doğru siyasetler üretmesi sadece PKK’nın alanını daraltmayacak, bir kez daha “devletçi-çatışmacı” hattın rahatlığına sığınmış olan Ankara’yı da zorlayacaktır.
BDP kendisinden beklenen siyaset hamlesinde geciktikçe, çatışmacıların yaratacağı zararların telafisi son derece zahmetli olacaktır.

