Siyaset dersi

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Sezer’in son anayasa değişikliğiyle ilgili vetosunun gerekçesi bir “siyaset bilimi” dersi niteliğindedir.

Sezer, cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesinin yaratacağı sakıncaları tek tek anlatmıştır.

AKP yönetiminin bu dersi alıp almayacağı henüz belli değildir. Eğer anayasa değişikliği ikinci kez aynen kabul edilirse Cumhurbaşkanı’nın bir kez daha iade etmesi mümkün değildir, buna karşılık konuyu halkoyuna götürme hakkı bulunmaktadır.

Bu durumda halkoyundan büyük olasılıkla “evet” çıkacaktır ve bu, AKP’nin siyasi tavrının onayı anlamına gelecektir.

Çünkü konunun bütün boyutlarıyla en geniş kamuoyu önünde tartışılması, parlamenter rejim, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin farkları gibi meselelerin geniş şekilde ele alınması mümkün değildir. Konu halka “sen seçmek istiyor musun istemiyor musun” şeklinde sorulmuş olacak ve doğal olarak “evet” cevabı gelecektir.

***

Sezer’in gerekçesinde bulunan cumhurbaşkanı makamının “siyasileşmesi”ne dönük eleştiri ise sistemin temel mantığının dışındadır.

Çok partili düzene geçildiğinden itibaren bütün cumhurbaşkanları, buna Sezer de dahildir, “siyasi” kimlik taşımışlar ve taraf olmuşlardır. İnönü, Bayar, Gürsel, Sunay, Evren, Özal ve Demirel hep siyasi kimlikleriyle cumhurbaşkanı olmuşlar, belli bir siyasi kanadın adayı olarak seçilmişlerdir. Belki sadece Korutürk döneminde siyasi taraflık durumu olmamıştır. Ancak Sezer de bir siyasi uzlaşma sonucu Çankaya’ya seçilmiş ve görevinin getirdiği kararları alırken de “siyasi” olmuştur.

***

İyice düşünülmeden ve tartışılmadan, sadece cumhurbaşkanını halka seçtirmek ve iki kez üst üste görev yapmasını sağlamak bu makamın tümüyle günlük siyaset içinde yer almasına yol açacaktır.

Adayların zaten sadece milletvekilleri, dolayısıyla siyasi partiler tarafından belirlenmesi her adayın en az bir siyasi partiye yakın olması sonucunu kaçınılmaz olarak getirecektir. Bu adaylar için siyasi parti örgütleri çalışacak ve bugüne kadar alıştığımız “sözde tarafsızlık” tümüyle ortadan kalkmış olacaktır.

Bunun da belli yararları olabilir. Ancak o yararların da en ayrıntılı şekilde tartışılması ve bütün olasılıkların gözden geçirilmesi şarttır.

AKP yönetimi ise böyle bir düşünce içinde değil. Onlar için mesele basittir: Meclis’te seçtirilmeyen AKP adayını halk seçecek ve onlar “büyük rövanşı” almış olacaklardır.

Ancak AKP “kriz yönetme” konusunda henüz rüştünü ispat etmiş değildir. Son krizlerde gösterdiği acemilikler bu konuda umudu olanları da yanıltmıştır.

AKP’nin cumhurbaşkanı meselesini tümüyle yeni Meclis’e bırakması ve bu arada konuyu bütün toplumun enine boyuna düşünmesine ve tartışmasına zaman tanıması en doğru tavır olacaktır. AKP böyle bir “feraset” gösterebilir mi? Buna evet demek çok zordur.

DİĞER YENİ YAZILAR