Haberin Devamı
Ankara’daki krizi, Silahlı Kuvvetler’le siyasi iktidar arasında bir güç mücadelesi olarak görmek bile mevcut sistemin çarpıklığının kanıtıdır.
Siyasi irade, anayasal bir yetkisini kullanmak istemiş, kullanmakta ısrar etmiş, buna karşı bir direnç ortaya çıkmıştır.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanması beklenen orgeneralin emekliliğini isteyerek bu görevi almak istememesi kişisel bir tepki olamaz. Silahlı Kuvvetler’in en temel geleneklerinden biri, hiçbir kilit görevi boş bırakmama, aksatmama üzerinedir. Orgeneralin emekliliğini istemesi, bu geleneğin hükümetle çatışma adına bir kenara bırakılması oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri, 1960 darbesiyle birlikte siyasetin içinde hep var oldu. Var olmasının yasal dayanakları da oluşturulmuş, sivil siyasi denetimden masun bir sistem bu şekilde oturtulmuştu. Bu süre içinde askerin siyasi gelişmelere, bazen silahlı bazen de silahsız, kimi zaman “korkutma” yöntemleriyle yaptığı bütün müdahaleler çoktandır tartışma konusu. Bütün bu müdahalelerin Türkiye’yi ileri götürmek bir yana, sürekli olarak çok daha ciddi toplumsal ve siyasal krizlere yol açtığı, zaman içinde birçok kez ortaya çıktı.
Çağın gelişmeleri, bugünün gelişmiş demokrasi anlayışı bu sistemi dışlayalı uzun bir zaman oldu. Bugün yaşanan krizin altında yatan da budur.
Demokratik sistemde artık askerin herhangi bir şekilde “siyasi denetçi” ve “kurtarıcı” rolü yoktur.
Siyasi denetçi halktır. Başarısızlığın cezasını veren halktır. “Kurtarıcı” da her zaman demokrasinin varlığı ve herkesin demokrasinin varlığına gösterdiği özendir.
Bugünkü durumu günlük gelişmeler üzerinde sıçrayarak, bulunduğun noktaya göre değil, sistemin temelindeki sakatlığın üzerinde durarak değerlendirmek şarttır.
Hele ki “AKP iktidarı kendi ordusunu kurmak istiyor” gibisinden zırvalarla yangına körükle gitmeye çalışanlar, ağır “demokrasi suçu” işliyor.
Sistemin olması gereken yöne çevrilebilmesi için böyle bir krizin yaşanması zorunlu değildi. Doğrudur, hükümet bunu daha az sarsıntıyla çözmenin yollarını bulabilirdi. Olabilir. Ama çok önemli bir sistem değişikliğinin eşiğindeyiz ya da o eşiği atlamak üzereyiz. Bu eşiği atlamak zorundayız; eğer çağdaş demokrasi dünyasında yerimizi almak istiyorsak. Bu değişimin şart olduğunu, sivil-asker ilişkilerinin demokrasinin koşullarında yeniden tanımlanması durumunda Silahlı Kuvvetler’in daha da güçlü olacağını Silahlı Kuvvetler’in kendisinin de görmesi gerekir.

