Sıradan ırkçılık

Haberin Devamı

Türk Tarih Kurumu Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu’nun Anadolu insanının etnik kökenleriyle ilgili sözleri ciddi bir tepki yarattı.

Halaçoğlu belki kendine göre Anadolu insanının geçtiği toplumsal süreçler içindeki şekillenmesini anlatmak istemiş olabilir. Aslında şu biliniyor: Türkler Müslüman olarak Anadolu’ya geldiklerinde burada yaşayan Hıristiyan nüfus Türklere göre daha büyüktü ve Anadolu Müslüman Türklerin egemenliğine geçtikçe bu topluluklar İslama “çevrildi.” Bu da bazen kılıçla oldu, bazen sadece korkuyla. Anadolu’daki bu değişim süreçleri bir köşe yazısının sınırlarını çok aşan boyuttadır.

***


Halaçoğlu’nun sözlerinin bu kadar tepki almasının nedeni, içerdiği “ırkçı” vurgudur. Bu vurgu hem Kürt kökenlileri, hem Alevi inancına sahip olanları hem de en başta Ermenileri aşağılayan bir üslupla ortaya çıkmıştır.

Böyle bir üslupla tarih anlatan bir kişinin, özellikle Ermeni soykırımı meselesinde bugünkü Türkiye’ye yöneltilen haksız suçlamalar konusunda birinci yetkili olması hepimizin talihsizliğidir. Ermeni soykırımı meselesinde sürekli olarak güç durumda kalmamızın gerçek nedenini de belki Halaçoğlu’nun son sözlerini dikkatle okuyanlar anlamışlardır.

Sıradan sokak ırkçılığından ve faşist etkilenmelerden kurtulmamış olduğumuzun, bu hastalıkların sık sık toplumsal hayatımızı zehirlediğinin son örneği Halaçoğlu’dur ama ilk örneği değildir.

***


Geçen hafta iş adamı Jak Kamhi’ye Çankaya Köşkü’nde yapılan bir törenle Cumhurbaşkanı tarafından devlet üstün hizmet madalyası verildi.

O gün birçok televizyon kanalında ve ertesi gün birçok ciddi gazetede haber verilirken şu niteleme kullanıldı: “Musevi kökenli iş adamı” ya da “Musevi iş adamı.”

Öncelikle “Musevi” sözcüğü konusundaki yaygın bir yanlış bilgiyi düzeltmek gerekiyor. Musevi, Yahudi’nin “kibarcası” değildir. Osmanlı’da bir dönem Müslüman azınlıklarla ilgili olarak iki kelime kullanılıyordu, “Musevi” ve “İsevi.” Ve bu iki kelime hiç de “kibarca” amaçlarla türetilmiş değildir; biri “İsa’ya bağlı olanlar” diğeri “Musa’ya bağlı olanlar” anlamına gelir. Zaman içinde Hıristiyan topluluklarının ulusal kimlikleri ağır bastıkça “İsevi” kelimesi ortadan kalkmış ama Musevi kalmıştır. Yahudi ile aynı anlama gelen bu kelimeyi kullanmak kibarlık falan değildir.

***


Jak Kamhi ile ilgili haberlerde “Musevi” kelimesinin kullanılması da etkisi altında bulunduğumuz “sıradan ırkçılığın” çok açık bir örneğidir.

Bunun daha iyi anlaşılması için son günlerde Fransa’da yaşanan bir olayı örnek verebiliriz. Enis adında bir çocuk sabıkalı sapıklar tarafından kaçırıldı ve tacize uğradı. Çocuk aranırken adı çok telaffuz edildiği için bütün gazetelerde de adıyla yer aldı. Ancak çocuğun soyadının ilk harfi kullanılmadığı gibi hiçbir haberde “Türk kökenli” ya da “Türk” kelimesi kullanılmadı. Çünkü çocuk ve ailesi Fransa vatandaşı ve çocuğun Türk kökenli olmasının olayla hiçbir ilgisi bulunmuyor.

Bizden iki örnek bir de bizi çok yaralayan bir olayla ilgili olarak Fransa’dan bir örnek...

Sıradan ırkçılığın etkilerinden kurtulmamız daha çok zaman alacak, çok fazla eğitim çabası gerektirecek. Belki de birkaç kuşak boyunca.

DİĞER YENİ YAZILAR