Belki bıktırıcı hale geldi. Ama Deniz Feneri olayını gündemin tepesine yerleştiren Tayyip Erdoğan’ın bizzat kendisidir. Bu vesileyle demokrasi bilinci açısından eksiklerini sergileyen de kendisidir. Siyaseti mahalle dedikodusu düzeyinde yapan da kendisidir. Ağzını bozan da kendisidir.
Demokrasi bilinci güçlü bir başbakan ne yapardı?
Çıkar şunu söylerdi: “Bu davayla ilgili haberlerin beni de bizzat işin içine katacak şekilde esnetilmesinden çok rahatsızım. Bu yüzden ve Türk halkının kafasında herhangi bir kuşku kalmaması için Türk yargısını harekete geçmeye çağırıyorum. Savcılar harekete geçmeli ve Almanya’daki hırsızlığın Türkiye kolunun tam olarak ortaya çıkması için gerekeni yapmalıdır. Böylece gerçekler ortaya çıkacak, haksızlıklar giderilecek ve dini siyasete alet ederek çıkar sağlayanlar cezalarını göreceklerdir...”
Bu söylenmediği için, Alman mahkemesinin kararında vurgulanan “Türkiye bağlantısı” daha da fazla önem kazandı.
Alman mahkemesinin, “asıl kararların Türkiye’de verildiği ve olayın Türkiye’den yönetildiği” hükmünün ardından, Türk savcıların harekete geçmemesi için hiçbir neden kalmamıştır.
Bu durumda da adı geçenler, soruşturulanlar, eğer kamu görevindeyseler, “soruşturmanın selameti” açısından, yargı süreci başlayana kadar açığa alınır. Ya da Başbakan’ın bol bol telaffuz ettiği kimi kavramlar onlar için bir anlam ifade ediyorsa istifa ederler. Devletin denetim görevlileri soruşturmanın odağında bulunan kuruluşlara gider, bütün hesaplara el konur. Soruşturmada adı geçenlerin kişisel varlıkları araştırılır vs.
Bunlar normal bir hukuk devletinde, böyle bir olay ortaya çıktığında yapılması gereken basit işlemlerdir. Ama henüz hiçbirisi yapılmadı, çünkü Başbakan olayı kendi üzerine çekerek bir tür kişisel mücadele hattına soktu. Sonuç ortada: Şu ana kadar herhangi bir savcı ortaya çıkıp soruşturma başlatmadı.
Alman mahkemesinin kararındaki “Türkiye bağlantısı” vurgusu üzerine Başbakan’ın, kendi görevinin ve sorumluluklarının bilincindeki bir Başbakan’ın tekrar ortaya çıkması gerekiyor.
Deniz Feneri hırsızlığının Türkiye ayağının soruşturulması ve yargının görevini yerine getirmesi süreci çok daha önemli hale geldi. Ergenekon davası nasıl Türkiye’de demokratik siyaset üzerinden büyük ağırlıkların kalkmasını sağlayacaksa, Deniz Feneri hırsızlığı davası da dinsel duyguların sömürülmesi konusunda da aynı ağırlıkta bir fayda sağlayacaktır.

