Eski CHP’nin iki temel konuda tavrı çok belliydi. Kürt meselesinde “demokratik çözüm” diye özetlenebilecek önerilere uzak durmak, “demokrasiye dışarıdan müdahaleler”e yakın durmak.
Bu duruş hep Ergenekon davasında “avukat”, Kürt meselesine yönelik her türlü açılım karşısında “savcı” olmak şeklinde ortaya çıktı. Diyarbakır’dan uzaklaşan, Silivri’ye yaklaşan CHP radikal sağda MHP ile aynı dili konuşmaya alışırken, kendi seçmenini de radikal sağ tavırlara kilitledi.
CHP’nin bu çizgisiyle iktidar seçeneği olmaktan uzaklaştığını, yüksek sesle söylemese de, hatta söyleyenlere tepki gösterse de CHP’lilerin önemli bir kesimi de CHP’ye oy verenler de görüyordu ki yönetim değişikliği yaygın bir “heyecan” ve “beklenti” yarattı.
Bir ayağı Ergenekon davasının avukatlığından, askeri muhtıraların destekçiliğinden ayrılamayan bir siyasi partinin kendisini “sosyal demokrat” olarak nitelemesindeki zorluk ortadan kalkmış değil.
Ergenekon davasına bu kanattan gelen tepkiler, ortaya çıkmaya devam eden yeni belgeler dolayısıyla “neden onlar dışarıda, gazeteciler içeride” ve “katillerle aydınlara aynı muamele yapılmasın” şekline dönüşmüş durumda.
Darbe planı ve hazırlığı yapmakla suçlanan ve gerçekten yapma imkânına sahip olanlarla “darbe ortamı yaratmaya katkıda bulunanlar” arasında fark gözetilmesi gerektiği düşüncesi yeni bir tavır olduğu için henüz tam olarak anlaşılmış da değil. Dolayısıyla da CHP’nin yeni yöneticilerinin bazılarının “en azından Balbay ile Özkan’ı milletvekili yaparak kurtaralım” önerisi de doğal olarak Ergenekon avukatlığının bir devamı olarak algılanıyor.
Kısaca CHP, Baykal döneminde kendini hapsettiği Silivri’den çıkmakta zorlandığı görüntüsü veriyor.
Silivri’den çıkamayınca da Diyarbakır’a gitmek çok daha zorlaşıyor.
Bunun sonucu olarak da CHP’nin yeni genel başkan yardımcılarından Tanrıkulu’nun faili meçhullerle ilgili çalışma yapılması önerisi, partinin geniş bir kesiminde heyecan yaratmak bir yana görmezlikten gelinmiştir.
CHP geçen dönemde kendini kapattığı Silivri’den hızla çıkamazsa değil Diyarbakır’a gitmek, “sahiller”de bile beklentileri kaybetmek ve “Silivri partisi” olarak kalmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.

