Silahlı Kuvvetler’i korumak ve savunmak

Haberin Devamı

Susurluk davasında hapis yatmış, yakınlarda da Ergenekon’a transfer olmuş bir emekli polis müdürüne ait olduğu iddia edilen ifadeyi içeren haber, Genelkurmay’ın sert tepkisine yol açtı. Söz konusu haberde emekli polis, üst düzey bazı komutanlarla “yeniden göreve gelmesi”ni konuştuğunu ve “300 kişilik bir temizlik” hazırlandığını söylemişti. İddia buydu.

Genelkurmay’ın açıklamasında 700 bin kişilik Silahlı Kuvvetler’in dışardan 300 kişiye ihtiyacı olmayacağı da belirtildi. Genelkurmay, bu tür haberlerin “kasıtlı” olduğunu düşünüyor ve söylüyor.

Bu haberle ilgili yorum yapmak mümkün değil, çünkü bu haberin gerçekten bir “dezenformasyon” faaliyeti olarak yayılıp yayılmadığını bilemeyiz.

Silahlı Kuvvetler’in kendisiyle ilgili haber ve iddialarla ilgili görüşünü bildirmesi son derece doğaldır. Ancak son tepkiye, Erdoğan’ınkileri andıran bir medya yorumunun eklenmesi ve haberi veren gazetenin akreditasyonunun iptal edilmesi doğru olmamıştır.

***


Hiçbir vatandaş Silahlı Kuvvetler’in yıpranmasını, görevini yerine getirmesinin engellenmesini istemez. Burada önemli olan, Silahlı Kuvvetler’in de bu saygının devam etmesini sağlamaya özen göstermesidir.

Biraz geri gidersek, Silahlı Kuvvetler’in bazı mensuplarının karıştığı birçok olayı ve bunlarla ilgili soru işaretlerinin halen giderilmemiş olduğunu hatırlayabiliriz.

Örneğin, Abdi İpekçi’nin katili olduğu iddia edilen Mehmet Ali Ağca, sıkıyönetim varken bir askeri cezaevinden, üzerinde askeri giysilerle kaçmıştır ve hâlâ bununla ilgili, bu olayın nasıl olabildiğiyle ilgili bir bilgi bulunmuyor.

1980 sonrasında bir grup Silahlı Kuvvetler mensubunun Alpaslan Türkeş’i hapisten kaçırma girişimi için hazırlık yaptığı da biliniyor.

Şemdinli’de kitabevi bombalanmasına karışan ve eylemlerini kabul eden astsubayların “korunma” şeklinin insanları rahatsız ettiğini Silahlı Kuvvetler’in üst düzeyi de biliyor.

Hrant Dink cinayeti öncesindeki hazırlık faaliyetleri hakkında bazı asker kişilerin bilgi sahibi oldukları halde görevlerini yapmadıklarına ilişkin de kuvvetli bir iddia var.

Son olarak Ergenekon davası ve aslında bu davanın parçası olması gereken darbe hazırlıklarıyla ilgili olarak da Silahlı Kuvvetler’in çeşitli düzeylerdeki emekli ya da muvazzaf mensuplarının bu olaylara karışmış olduğuna ilişkin bilgiler herkesin gözü önünde. Bunların belki de en önemlisi, gömülü olan ve evlerde çıkan silahlar, bomba ve mühimmatlardır. Tabii ki bunlarla ihtilal yapılmaz ama Danıştay baskınında tek bir tabanca kullanılmıştır. Uğur Mumcu’yu bir tek bomba öldürmüştür. Hrant Dink’i tek bir tabanca öldürmüştür.

***


Silahlı Kuvvetler kendisini kurum olarak bu olayların dışında tutmak durumundadır ve tabii ki kendisini savunacaktır.

Yalnız, bugünkü durumda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendisini korumasının ve savunmasının yolu, yapılan açıklamalarda “700 bin kişilik ordu varken 300 başıbozuktan mı medet umulacak” şeklindeki basit demagojik cümlelere yer verilmesi değildir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, siyasi görüşü, toplumsal mevkii, inancı ne olursa olsun bütün ülkenin silahlı kuvvetleridir ve her ülkede olduğu gibi bizde de cumhuriyetin en önemli kurumlarından biridir.

Bu kurum, kendi temizliğini başkaları yerine kendi eliyle yapmaya giriştiğini halka, her kesimden insanlara gösterdiği takdirde başkaca bir savunmaya ihtiyaç kalmayacaktır.

Genelkurmay’ın tepki gösterdiği Radikal Gazetesi’ne daha birkaç hafta önce Tayyip Erdoğan ateş püskürüyordu. Bunun anlamının da düşünülmesi gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR