Türkiye’de bir türlü vazgeçemediğimiz bir alışkanlık var. Bunu bazı komplekslerimize bağlayabiliriz, Batı dünyasıyla ilişkilerimizdeki hastalıklı durumlara bağlayabiliriz.
Her sıkışan kalkar, derdinin çözümünü, küçük ya da büyük bir beladan kurtuluşunu Batı’da arar.
Batı, bazen Avrupa’dır bazen ABD’dir. Batı’nın desteğini aldığımızda sorunların kolayca çözüleceğini düşünmeye bir kez alışmışız, bundan vazgeçemeyiz.
Karşımıza sorun olarak 301’inci madde çıkıyor. Aslında AKP’nin “has” tabanının fazla demokrat olmadığını da biliyoruz. O zaman AKP sözcüleri çıkıp diyorlar ki: “Batı’ya rezil oluyoruz.”
Kendi iradesiyle, kendi siyasi kararıyla bu ayıptan kurtulmayı düşünmek yerine “Batı’ya ayıp oluyor” demek hem kolay hem de “Bak arkamda koskoca Batı var” imasını da içerdiği için etkili bir gerekçe gibi görülüyor.
AKP’nin karşıtları da haftalardır “Avrupa’da da siyasi partiler kapatılıyor” diye tekrar edip duruyor. Orada, yani Avrupa’nın 15 ülkesinde kaç yılda kaç parti kapatılmış, o ülkelerdeki siyasi koşullar neymiş gibi bilgilere ihtiyacımız yok. Batı’da da bol bol parti kapatılıyor diye diye kendimizi ve başkalarını ikna etmekle AKP’nin kapatılmasının gerekçeyi ve kuvveti Batı’dan almış oluyoruz.
Son Batı’dan destek arama operasyonu ise bunları da geride bırakan bir kabalıkta.
Avrupa Konseyi’ndeki Türk parlamenterlerden bazıları Başkan’a gitmiş ve AKP’nin kapatılmasına karşı bildiri yayınlanmasını istemiş.
O bildiri yayınlanırsa ne olacak?
AKP’nin kapatılmasını isteyenlerden bazıları “Yahu AKP kapatılırsa Avrupa başımıza yeni dertler çıkaracak, gelin bu işten vazgeçelim” mi diyecek?
301’inci maddeyi Avrupa’ya şirin görünmek için değil, Türk halkı gerçek demokrasiye layık olduğu için değiştirebiliyorsak...
AKP’nin kapatılmasını Avrupa’da şöyle böyle diye
karnımızdan konuşarak değil, gerekçelerini açık açık söyleyerek ve gerçek kanıtlara dayanarak tartışabiliyorsak...
AKP’nin kapatılmaması için zor duruma düşmek pahasına Batı’dan destek aramak; eğer bunu demokrasi açısından izah edebiliyorsak...
Batı kompleksinden önemli ölçüde kurtulmuş oluruz, bu da bizim için önemli bir zihniyet devrimi olur ve ancak bu devrimle gelişmiş dünyanın içinde bize yer olabileceğine kendimizi gerçekten ikna edebiliriz.

