Sıfır sorun derken

Haberin Devamı

İsrail devletinin yaptığı cinayettir ve hiçbir mazereti de olamaz. Türkiye bu cinayetin peşini bırakmayacaktır, İsrail işlediği suç kabul edene kadar üzerine gitmek durumundadır.

İsrail’in bu suçu işleyeceği ihtimalini herhalde, yardım gemisinin yola çıkmasını onaylayanlar öngörmüşlerdir. İşlenen cinayet mazur görülemez, gösterilemez ama bu geminin nasıl “siyasi onay” aldığını da sorgulamak gerekiyor.

Bazı çevrelerin İsrail’in yardım gemisinin hareketinden itibaren yaptığı açıklamaları duymamış gibi davranmalarını görmek gerekiyor.


***


AKP hükümetinin bir süredir yürüttüğü aktif dış politikanın adı bütün komşularımızla “sıfır sorun” olarak konulmuş ve bu hedefe doğru önemli yol alınmıştı. On yıl kadar önce neredeyse savaş aşamasına gelinmiş olan Suriye ile vizenin kaldırılması, Kafkaslar’daki savaş hallerinin giderilmesine yönelik girişimler, Balkanlar’da en uzlaşmaz görünen tarafların masaya oturup el sıkışmaları bu politikanın birçok alanda başarısının kanıtları oldu.

“Sıfır sorun” politikası yürürken, özellikle Başbakan Erdoğan’ın İran ve Filistin konularında “farklı” bir üsluba yönelmesi de hem dışarıda hem içerde “eksen kayması” tartışmasına yol açmıştı.

Erdoğan’ın Filistin konusundaki üslubunun ve çıkışlarının, soruna bizden yakın ülkelerin tavrından daha sert olması her zaman dikkat çekti ve tartışıldı.

İsrail’in Filistin halkına yaptığı insanlık dışı muamelelere tepki gösterildiği anda Sudan’ın “Darfur kasabı” diye nitelenen başkanına hükümetin “önemli konuk” muamelesi yapması da “çifte standart” eleştirilerine yol açmıştı.


***


Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin kanlı bir kopma aşamasına gelmiş olması, bölgesel sorunlarda Ankara’nın “arabulucu” olma niyetlerinin ve girişimlerinin de sonu oluyor.

Batı dünyası, Birleşmiş Milletler ve NATO, İsrail’in cinayetlerini değişik tonlarda olsa da kınadı. Ancak kınamaların altında imzası bulunanlar, Türkiye’nin dış politikasında “eksen kayması” olup olmayacağını da bundan böyle çok daha yakından izleyeceklerdir.

İsrail’in işlediği ağır suçun ardından devam eden iç tepkiler arasında yer alan “dinî” ve “anti-semitizm” kokan ifadelerin sona ermesi için de, iç kamuoyuna yönelik ciddi bir çalışmaya girişmek gerektiğini belirtmeliyiz.

DİĞER YENİ YAZILAR