‘Sıfır sorun’dan ‘fazla sorun’a

Haberin Devamı

AKP hükümeti, “komşularla sıfır sorun” adını verdiği dış politika hamlesini açıkladığında kimi önyargılı tepkiler dışında geniş bir destek sağlamıştı.

“Sıfır sorun”un kapsama alanı içinde Ermenistan da vardı, Yunanistan da, Kıbrıs Rumları da.

Bu politikanın doğuya açılımındaysa İran ile Batı’nın çizgisine tam uymayan bir ilişki mantığı söz konusuydu. Bugünkünden farksız bir Esad rejiminin egemen olduğu Suriye ile gerçekleştirilen yakınlaşma, 1996-1999 döneminden kalan bütün sıkıntıları temizlemişti.

***


Bugünkü manzaraya baktığımızda “sıfır sorun” değil, “fazla sorun” görüntüsünün egemen olduğunu söyleyebiliriz. Suriye ve Kıbrıs Rumlarıyla yeniden “gerilim” alanına girilmiştir. Ermenistan ile ilişkilerde, “sıfır sorun” öncesi dönemden farksız bir durum vardır.

Bu manzaraya, Avrupa Birliği ile ilişkilerde son on yılın en zayıf döneminde bulunuşumuz, Kuzey Irak ile de sınır ötesi operasyon dolayısıyla “soğukluk” yaşamakta oluşu eklenebilir.

Şimdi bir de İsrail sorunumuz var...

***


Türkiye’nin İsrail ile doğrudan bir “çıkar çatışması” alanı yoktur. Mesele, Gazze ablukası ve onun uzantısı olarak, Türkiye’den giden yardım gemilerine İsrail ordusunun saldırısıdır. Bu saldırı İsrail “devletinin” suç hanesindeki ilk leke değildir. Ankara bu olayın ardından İsrail’den özür dilenmesini ve tazminat ödenmesini talep etmekte son derece haklıdır ve bu talep son derece doğaldır.

İsrail devleti ise, bugüne kadar yaptığı gibi “karizmama tek çizik attırmam” tavrında ısrar ediyor. Bu sorunun giderilmesi için yapılan görüşmelerin neden tıkandığı ve bugünkü “çatışma” ortamına nasıl girildiği bilinmiyor. Buna karşılık İsrail hükümeti içinde de kamuoyunun bir kesiminde de Türkiye’nin taleplerini haklı bulanlar olduğu biliniyor.

***


Ankara’nın İsrail konusuna yaklaşımında Batı’ya yönelik bir tepki de vardır: Libya’ya, Suriye’ye “nizam veren” güçler, İsrail’i tamamen ayrı bir yere koyuyor. Tespit doğru olabilir, ama bunun ucu “O zaman İsrail’e ihtiyacı olan edebi biz veririz” noktasına ulaşırsa mesele çatallaşır.

“Dış politikada sıfır sorun”un açılımı her türlü çatışma alanını daraltmak, uzlaşma ve işbirliği alanlarını genişletmektir. Şu anda Ankara’da, iç politikada anlamsız şekilde yerleşmeye başlamış olan “çatışmacı üslubun“ dış politika alanına da hızla yansıdığı görülüyor.

Dış ilişkilerde çatışmacı politikalara destek sağlamanın geleneksel yolu, iç kamuoyuna bu politikaları “milli mesele”, “milli onur”, “milli gurur” gibi kavramlarla sunmaktır. Ancak bu yola başvurmak çok ciddi bir sorunu da getirir: Başına “milli” konulmuş kelimelerin fazla kullanılması manevra alanlarını iyiden iyiye daraltır. Bir dış meseleyi iç kamuoyuna “milli” sıfatıyla anlattıktan sonra bu politikayı değiştirmek hiç kimse için kolay değildir.

DİĞER YENİ YAZILAR