BDP’nin desteklediği adayların seçime katılması, bunların sadece BDP değil, farklı eğilimlerden ama daha “demokratik çözüm“e yakın seçmen tarafından desteklenmesi genel olarak olumlu karşılanmış bir gelişmedir.
Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız adayların bazılarıyla ilgili veto kararına karşı geniş bir “demokratik” tepki oluşması ve kararın geri alınması da toplumun ana eğilimini gösteriyor...
Bugün yaşanan gerilim ortamına birkaç aşamadan geçilerek gelinmiştir.
Öncelikle YSK kararına karşı gösterilerin çığırından çıkması, sivil itaatsizlik eylemleri sırasında da benzer görüntülerin yaşanması; diğer yanda da devlet güçlerinin sert müdahaleleri...
Bunların ardından da Tunceli’deki askeri operasyon ve yeni KCK operasyonları gelince sağduyu yine yerini öfke dalgalarına bıraktı.
Demokratik Toplum Kongresi’nin bildirisinde şu cümle yer alıyor: “Kongremiz bu süreç devam ettiği takdirde seçime girmeme dahil birçok seçeneği gündemine almıştır.”
“Seçimi boykot” lafları bir süredir Kürt siyasi çevrelerinde dolaşıyor. Anlaşıldığı kadarıyla Kürt siyasetçilerin demokratik parlamenter sistemde yer almasına karşı bir tavır bulunuyor ve son olaylar da bunların bahanesi olarak kullanılıyor.
Bir yandan bu gerilim karşılıklı atışmalarla sürdürülürken, Diyarbakır’da BDP’nin desteklediği bağımsız adayların seçim beyannamesi açıklandı. Beyannamede, “AKP’nin oyları ve çıkarları uğruna yeniden savaşın başlamasına izin vermeyeceğiz” ifadesi dikkat çekiyor. BDP, gerilimin tırmanmasından sadece AKP’yi sorumlu tutmayı bir siyasi taktik olarak benimsemiş olabilir. KCK operasyonlarının aynı anlamsızlıkla devam etmesi gerçekten de bu tepkiyi besliyor. Ama BDP’lilerin sadece üslupları değil, gösterilerdeki şiddet ve son Kastamonu saldırısı da insanların üzerinden doğal olarak çok olumsuz etkiler yaratıyor.
Toplumun tümünü bir kez daha kavrayan bu gerilim hâlinin giderilmesi için iktidar partisi AKP’ye olduğu kadar BDP’ye de görev düşmektedir.
Bu seçimin önemli yanlarından biri, ilk kez BDP gibi bir partinin desteklediği adayların bu kadar kuvvetli bir şekilde Meclis’e girecek ve vaat ettikleri gibi “özgürlükçü bir anayasa” için; YÖK’ün, MGK’nın, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması için mücadele edecek olmalarıdır.
Demokratik siyasetin ana ekseninde kuvvetli bir rol oynamaya, demokratik sürece merkezden katılmaya bu kadar yakınken seçimi boykottan söz etmek ise, ülkeyi ve demokrasi umutlarını bir kez daha “sıfır noktası”na çekme çabasından başka bir şey değildir.

