Son dönemde herkes, özellikle de büyük şehirlerde yaşayanlar siyasetten, Cumhurbaşkanı seçiminden çok “asayiş” meselesiyle ilgili.
Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde suç oranları hızla yükseldiği ve hayatımızdaki ağırlığı giderek arttığı için, insanların dikkati doğal olarak şiddet üzerinde toplanıyor.
Suç sayısının artıp artmadığı bir tartışma konusu.
Kimileri, insanların daha önce mağdur olmayı sineye çektiğini ancak son yıllarda polise, savcıya başvurma sayısının arttığını, bu yüzden suç sayısının da artmış gibi göründüğünü söylüyor. Bunda medyanın haber alma ve aktarma imkânlarının da çok fazla artmış olmasının etkisi olabilir.
Şu anda Anadolu’nun en ucundaki bir ilçesinde meydana gelen herhangi bir polisiye olay bile birkaç saat sonra televizyon kanallarının birinde insanın içini kıyan görüntülerle aktarılıyor.
Ancak toplumdaki yaygın kanı, suç oranının arttığı yolunda. O zaman da toplumu sakinleştirmek, topluma güven vermek yine yetkililere, İçişleri Bakanı’ndan mahalle karakolundaki genç emniyet görevlisine kadar, emniyet örgütüne düşüyor.
Suç oranının artmasının ya da en azından azalmamasının kaynağında kuşkusuz şiddetle iç içe yaşamaya alışmış bir toplum oluşumuz yatıyor. Yargıçlar bile buna alışmış. Herhangi bir nedenle bir başkasına karşı şiddete başvurduğunda, o kişinin hapse girmesi için şiddete maruz kalan kişinin ya ölmesi ya da çok ağır yaralanması gerekiyor.
“Küçük” vakalar dolayısıyla hapse giren herhalde yoktur. Örneğin karısını ya da çocuğunu ya da çırağını döven bir kişinin hapse girdiğini bizim adalet tarihimiz yazmıyor.
Şiddet evde başlayıp okulda devam ettiği zaman genç insanların yetişkin olurken ellerine verilmiş bir silaha dönüşüyor. Kendisi şiddete uğramış olanlar başkalarına şiddet uygulamaktan kaçınmıyor.
Yabancı ülkelerde dolaşanların dikkatini çeken bazı ilginç durumlar vardır. Örneğin ABD’nin büyük şehirlerinde sokakta olur olmaz nedenlerle kavga edenler görülür. Ama bunlar çoğunlukla hep ağız kavgasıdır. Türkçe deyimiyle insanlar birbirilerine “ana avrat” girişirler ama kimse kimseye vurmaz. Onların birbirlerine söyledikleri sözlerin onda biri için biz adam öldürürüz, onlar birbirlerine ellerini süremez. Çünkü başkalarına şiddet uygulamak ağır bir suçtur.
Tabii şiddete bir ölçü koymaya kalkışmak da aslında şiddeti onaylayan bir ortamı yaratır. “Atacaksın iki tokat” ya da “attım iki tokat, aklı başına geldi” sözleri çocukluğumuzdan beri en çok duyduğumuz sözlerdendir.
Suç oranının artışından şikâyet etme hakkına sahip olmamız için toplumda şiddetin her türlüsüyle, her yolla mücadele etme uygarlığını göstermemiz gerekiyor.

