Başbakan bugüne kadar ilk kez MHP’nin “denetiminde” bulunan bir törene gitti ve olay çıktı. Olayın bir tarafı aslında Erdoğan’ın söylediği gibidir. Birileri milliyetçiliği ve vatanseverliği sadece kendi tekelinde görüyor, farklı şekilde düşünenlerin de vatanını sevebileceğine inanmıyor.
Kendisinden farklı düşünenleri hain ve düşman olarak gören zihniyetin asıl mücadele aracı da kaçınılmaz şekilde şiddet olmuştur, öyle olmaya da devam ediyor.
Bugün şiddetin hayatımızın her alanında egemen olduğu görülüyor. Sporda da şiddet var, aile hayatında da şiddet var. Güvenlik güçleri kafalarına göre şiddet uyguluyor ve başlarındakiler de şiddet uygulayan sivilleri haklı buluyorsa, toplumun tümü yakasını şiddetin eline vermiş demektir.
Linç olayları bu toplumsal hastalığın boyutlarını gösteriyor. İsmailağa Camii’nde işlenen cinayet sonrası katilin en muhafazakâr dindarlar tarafından linç edilerek öldürülmesi şiddetin ne kadar derinlere işlediğini gösteriyor.
Bir camiin cemaati, “adaleti” kendi eliyle yerine getiriyor ve yetkili kişiler tarafından da bu durumun üstü örtülmeye çalışılıyorsa şiddetin önünü almak mümkün olmaz.
Göstericilerle Başbakan’ın korumaları dövüşüyor. Maç sonrası misafir takımının araçlarının taşlanması gibi parti araçları taşlanıyor. Bu tür olaylar yeni değildir. Aynı kişiler daha önceleri de yıllar boyunca solcuların partilerini derneklerini, evlerini basmış; insanları kurşunlamış, öldürmüştür.
Aynı çevre, mahkeme basmakta ve ardından polisin gözü önünde elini kolunu sallayarak gitmektedir. Bunlar yıllarca korunmuş ve beslenmiştir. Tehdit olarak görülen sola karşı kullanılmak üzere hazır tutulmuş, zaman zaman kullanılmışlardır. O nedenle de hep korunmuşlardır.
Bu olaylara şaşıranlar ülkemizin yakın tarihini hiç bilmeyenlerdir. Türk toplumu belli bir süreç içinde şiddete teslim edilmiştir.
Linç girişiminde bulunanlar korunduğu zaman, bazıları da Başbakan’ın korumalarıyla dövüşür. Bir başkaları maçta adam bıçaklar. Sonra polis yerde yatan kıza tekme atar!
Ve bir toplum böylece uçsuz bucaksız bir şiddet sarmalının içine sürüklenir. O sarmalın içinde PKK da kendine yer bulur, diğer taraftaki ikiz kardeşi de linç alanı ve teşviği bulur.
Bu şiddet ortamı, belirgin bir azgelişmişliğin sonuçlarındandır. Azgelişmişlik şiddete alan açar, şiddet de toplumu biraz daha aşağıya çeker. Şiddetten beslenenler, şiddetle yaşayabilenler de kendilerine ne ad verirlerse versinler toplumu zehirlemeye devam ederler.

