Gençler arasında, okullarda yaygınlaşan şiddetin kaynakları hep birlikte aranıyor. Bunun için çok fazla uzağa gitmeye gerek yok.
Türk toplumu şiddet içinde yaşamaya alışmış görünüyor. Şiddet evde başlar, okulda devam eder. Türk çocuklarının en az yarısı şiddetle evinde ve çok küçük yaşta tanışmaktadır.
Sorunun kökenine doğru gitmek, bunun temel eğitimle, toplumsal hareketlilikle ilgisini belirlemek tabii ki bilim insanlarının görevidir.
Ancak önümüzde "şu anda ne yapılmalı" diye bir soru bulunuyor. Bu sorunun cevabını her okulun önüne bir kamera koymak, bilgisayar ve internet kullanımına kısıtlama getirmek olarak görenler çok ağır yanılgı içindedir.
Kameralı takiplerin, özgürlükleri kısıtlamanın, ağır disiplin uygulamalarına geçmenin hiçbir zaman çözüm olmadığını yetkililer bilmelidir.
Hemen yapılabilecek bir şeyler elbette vardır. Şu anda neredeyse bütün ülkemiz haftanın en az iki günü futbolla yatıp futbolla kalkıyor. Ve en yaygın, en kitlesel şiddet örnekleri her hafta onlarca stadyumda yaşanıyor.
Futbol maçlarında olay çıkarmak, stadı yakıp yıkmak; rakiplere, hakemlere saldırmak en alışılmış gençlik faaliyeti oldu.
Hakeme küfreden, rakibine vuran futbolcuya hoşgörü gösterildiği, taraftarı şiddet uygulayan kulübe ağır ceza verilmediği sürece bu alanda en yaygın şiddet hayatımızın bir parçası olmaya devam edecektir.
Bütün futbol sahalarının birer savaş arenasına dönüşmesi engellenmediği sürece hafta sonlarını şiddet gösterileriyle yaşamaya mahkûm kalacağız.
'Delikanlılık' yarışı!..
Şu anda hemen ve acilen yapılması gereken, hafta sonlarımızı şiddetten temizlemektir.
Kuşkusuz bu olayın bir de "medya" boyutu var. Gazetelerin spor sayfalarını, kendilerini çok önemli kişi zanneden futbol kulübü yöneticilerinin "savaş" beyanatları doldurduğu sürece de tribünler şiddetten arınamaz.
Televizyon ekranlarını günlerce futbol savaşları görüntüleri doldurduğu zaman, bir başka yöredeki genç insanlar da "biz daha az delikanlı mıyız" duygusuyla daha büyük şiddete yöneliyor. Bir hafta sonra televizyon ekranlarında kendisini görünce bu "delikanlılık" yarışını kazandığını sanıyor.
Şiddeti körükleyen beyanatları veren kulüp yöneticilerine "ömür boyu hak mahrumiyeti" cezası verilebildiğinde önemli bir adım atılmış olacaktır. Stadı her hafta savaş alanına dönen kulübü bir alttaki lige indirirseniz önemli bir örnek daha vermiş olursunuz.
Evde başlayan şiddeti yok etmek için Türk toplumunun çağdaşlaşma dönüşümlerinde bir süre daha ilerlemesi gerekiyor. Ama bu, genç şiddeti engellemek için yıllarca beklenmesini gerektirmiyor. Önce futboldaki şiddeti bıçak gibi kestirmek kararlı yöneticilerin elindedir. Okullarda öğretmenlerin çocuklara karşı şiddet uygulamasını önlemek yine kararlı yöneticilerin elindedir. Bu konularda atılacak her kararlı adımı da medya kuşkusuz destekleyecektir. Yetkililer bundan da emin olsun.
Şiddete ilk neşter
Gençler arasında, okullarda yaygınlaşan şiddetin kaynakları hep birlikte aranıyor. Bunun için çok fazla uzağa gitmeye gerek yok
Haberin Devamı

