Ankara direnmeye devam ediyor. Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasiye, hemen batımızdaki bütün ülkelerde geçerli olan demokrasi ilkelerine sahip olmasını Ankara içine sindiremiyor. Cumhurbaşkanı Sezer de Türkiye'nin gelişmiş bir demokratik ülke olması durumunda "maazallah" bölünme tehlikesi içine gireceğini, bunun için de vatandaşlarına pek fazla "güvenmemek" gerektiğini düşünen Ankaralılar arasında yer alıyor. Cumhurbaşkanı Sezer, dün Avrupa Birliği uyum yasaları 6'ncı paketi olarak adlandırılan yasaların birini geri çevirdi. Geri çevirdiği değişiklik Terörle Mücadele Yasası'nın 8'nci maddesine ilişkindir.
Teröre destek mi, köstek mi?
Bu madde, söz konusu yasa çıktığından beri tartışılmaktadır. Yazım şeklinden başlayarak suç tanımını hem genişleten hem de esneten bir nitelik taşıması dolayısıyla hem tartışılmış hem eleştirilmiştir. Geçen yıllar içindeki uygulama da bu maddenin, terörle mücadeleye katkıda bulunmasından çok teröre dolaylı "destek maddesi" olduğunu ortaya çıkartmıştır. Terörle mücadeleyi sadece "polisiye" bir olay gibi görmekte ısrar edenler, meselenin toplumsal, kültürel ve ekonomik yönlerine sürekli olarak gözlerini kapayanlar için bu tartışmanın da bir anlamı yoktur. Cumhurbaşkanı Sezer de, Ankara'nın demokrasi ve ileri bir toplum yönündeki değişime direnmeyi kendi varlıklarının nedeni olarak gören odaklarının isteğine uygun davranmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği yolunda son ve hayati bir süreci yaşamaktadır. İçinde bulunduğumuz ay boyunca bu yolun gerektirdiği önemli adımlar atılmazsa Avrupa Birliği kapısını Türkiye'ye kapatmak isteyenlerin (Bunlardan Avrupa'da da vardır, Türkiye'de de vardır) ekmeğine yağ sürülecek ve bu kapı belki ebediyen kapanacaktır.
Zaman kaybı! Peki ne pahasına?
Cumhurbaşkanı Sezer'in vetosu yeni bir zaman kaybıdır. Meclis tekrar söz konusu maddeyi görüşecek, kabul edecek, tekrar Çankaya'ya gönderecek ve zorunlu onaydan sonra paketin tümü yürürlüğe girecektir. Birinci görevi Türkiye'nin önünü açmak olan Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye çok değerli bir zamanı daha kaybettirmiştir. Cumhurbaşkanı'nın böyle kritik bir dönemde Meclis'i, iktidar ve muhalefet partilerini daha hızlı ve çalışkan olmaya, AB yolunu açacak yasal ve idari düzenlemeleri bir an önce yapmaya çağırması beklenirdi. Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'nin modernleşme yolunun açılacağı ya da ülkenin ve gelecek kuşakların büyük zorluklar içine itileceği bir aşamada bütün ağırlığını modernleşmeden yana koyması beklenirdi. Hatta Cumhurbaşkanı'nın tespit ettiği gecikmeler nedeniyle Meclis'i ve iktidarı halka şikâyet etmesi, halkın bu sürece katılması için katkıda bulunması beklenirdi. Anlaşılan Cumhurbaşkanı Sezer'e, Türkiye'nin nasıl kritik bir dönemeçte olduğunu, eğer bu dönemeçte doğru yön çizilemezse asıl o zaman Türkiye'nin bölünme tehlikesi yaşayacağını ve bunun gibi diğer gerçekleri birilerinin anlatması gerekiyor. Eğer anlatılmış olsaydı, herhalde Cumhurbaşkanı da bu önemli değişime "kuru hukuk" mantığıyla değil, değişimin ve demokrasinin Cumhurbaşkanı olarak bakardı.
Sezer'e kim anlatacak?
Ankara direnmeye devam ediyor. Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasiye, hemen batımızdaki bütün ülkelerde geçerli olan demokrasi ilkelerine sahip olmasını Ankara içine sindiremiyor
Haberin Devamı

