Adalet Bakanı da Meclis'ten geçen son Terörle Mücadele Yasası için böyle bir sıfat kullandı: Sevimsizlik...
Adalet Bakanı, kendi sorumluluğundaki bir alanda çıkarılmış bir yasa için bu nitelemeyi yapıyorsa, işin gerçekten çivisi çıkmış demektir.
Terörle Mücadele Yasası'nda getirilen yeni "ağırlaştırmalar"ı ve haber alma özgürlüğüyle ilgili kısıtlamaları son demokratik düzenlemelere yürekten inanan bir kimsenin savunması mümkün değildir. Bu doğrultuda uzun süredir çaba gösterenler sadece "bürokratik" yapılardır.
Bu kanunla ilgili ayrıntılı açıklamalar, hangi maddenin neden sakıncalı olduğuna ilişkin uyarılar uzun süredir uzman hukukçular ya da gazetecilik örgütleri gibi doğrudan ilgili kuruluşlar tarafından seslendiriliyor. Bunları tek tek tekrarlamaya gerek yok. Olayın "teknik" yanıyla ilgilenenler bu düzenlemelere karşı çıkanların gerekçelerinin ayrıntılarını internet aracılığıyla bulabilir.
Adalet Bakanı'nın yasayı "sevimsizlik" diye nitelemesi aslında bütün ayrıntıların ötesine geçen bir gerçeği ifade ediyor. Olayın tuhaflıkları ya da ilk kez fark edenlerin tuhaflık gibi görebilecekleri durumlardan biri ise CHP'nin bu meseldeki tavrıdır.
Edibali muhabbetleri, "sağcılar da gelsin" kandırmacalarıyla vatandaşa açılacağını zanneden CHP, aslında vatandaşa, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini savunarak açılabileceğini yine göremedi. Vatandaşın gerçek haklarını savunmak, anlaşılmakta zorlanmayı, hatta en başta tepki görmeyi göze alarak vatandaşa gerçek haklarını anlatmak sosyal demokrat bir partinin birinci görevidir. Bunu bu kez de unutan CHP vatandaştan biraz daha uzaklaştığını bir gün herhalde görecektir.
Hükümetin, meselenin asıl sorumlusu olan Adalet Bakanı'nın olumsuz görüşüne rağmen böyle bir yasanın çıkması yakın geçmişimizdeki bazı olayları hatırlatıyor. O olaylar ve o zaman egemen olan bakış açılarının hiçbir faydası olmadığını görmeyenlerin yine ağır cezalardan, neredeyse herkesi terörist ilan etmeye yol açacak yasa maddelerinden medet umulmasının gerçek anlamını da görmeye başlamaları gerekir.
Bundan sonra olacak olan belli. Yasanın ilk uygulamaları üzerine Avrupa Birliği'nden baskılar gelecek ve içerden gelen tepkileri dikkate almak bir yana, dinlemeyenler, yeni yasalarla yeniden "uyum sağlama" faaliyetlerine girişecek. Bir kez daha kendi kendimize doğru bir iş yapma fırsatını kaçırmış olduk. Doğru işi yine başkalarının eline bıraktık.

