Sen vizeni göster

Haberin Devamı

İstanbul’un sorunlarından fazla söz edilmeye; trafikten, sudan, elektrikten yakınılmaya başlandığında hemen bir cin fikir ortaya atılır: İstanbul’a vize koyalım!

Çok güzel, koyun! Ama şunu belirterek başlayalım ki İstanbul’a vize konmasına taraftar olanların kimileri de vizeye tabi olabilecek kadar yakın dönem İstanbullu.

İkinci bilgi de bu “vize” konusunun büyük metropoller ortaya çıktığından beri konuşulduğu ama uygulamanın sadece Sovyetler Birliği döneminde Rusya’da mümkün olduğudur. Onlar da vize uygulamasıyla tam bir başarı sağlamış değildir.

Tabii bir de şu var: İstanbul’a vize koymaya meraklı olanlar, nüfus planlaması konusunda “saldım çayıra Tanrı kayıra” mantığını benimsemiş olanlar. Bunlara göre nüfus planlamasının sözünü bile etmek mümkün değildir.

***

Bu vize işinin nasıl uygulanabileceğine gelirsek; önce vizeyi vermeye yetkili bir makam tespit edilmesi gerekiyor.

Diyelim ki, Anadolu’da küçük bir kasabada yaşıyorsunuz; örneğin nişanlandınız, nişanlınız öğretmen ve İstanbul’a atandı. Devletin tayin ettiği yetkili makama gideceksiniz, İstanbul’a neden gideceğinizi açıklayacaksınız, o makam durumu inceleyecek, belki İstanbul’dan bazı bilgiler isteyecek, sonra vize verecek ya da vermeyecek.

İstanbul’a sadece vize sahiplerinin geldiğini garanti etmek için de kentin çevresindeki bütün yollara barikatlar kurmak, gelenlerin vizelerini kontrol etmek gerekecektir. Hatta zaman zaman sokaklarda “vize polisi” faaliyet gösterecek, insanlara “vizeni göster hemşerim” diyecektir.

Tabii bütün bunlara rağmen yine de İstanbul’a “sızmayı” başaran bir vatandaş, eğer devlet makamlarıyla herhangi bir ilişki kurmazsa sonsuza dek burada yaşayabilir. Muhtara kayıt olmaz, seçmen kaydı yaptırmaz, kaçak ve sigortasız çalışır, geçinir gider. Ondan sonra da İstanbul’un nüfusundan söz edilirken şöyle denilir: “Resmi kayıtlara göre 15 milyon, tahminlere göre 20 milyon...”

Bugün İstanbul’a vize uygulamasının mümkün olamayacağının daha onlarca gülünç ya da ciddi gerekçesi bulunabilir. Ama en ciddi gerekçe “seyahat özgürlüğü”dür.

Bir de, vatandaşlarımıza vize koyduğu için bazı ülkelerden nefret edenlerin kendi vatandaşına böyle bir “iç vize” konulmasını düşünmeleri var tabii... Bunun adına “çifte standartçılık” demek bile hafif kalır.

***

İşsizliğin azaltılması, her türlü yatırımın ülke geneline yayılması, insanların doğdukları topraklarda ekmek bulabilmeleri için gereken planları yapamayan, nüfus planlaması sözünden bile korkan siyasiler gerçek çözümleri üretemediklerinden, vize gibi uçuk ve anlamsız fikirlerle konu üzerinde “düşünmüş” gibi yapmaya devam edebilirler. Varsın şehirciler, bilim insanları bu meseleler üzerine onlarca araştırma yapsın fakat bunlar üniversite duvarını aşıp onların kulağına ulaşamasın.

Bu arada İstanbul için vize koymayı düşünenler deprem meselesinde hangi aşamaya varıldığını da tam olarak öğrenmeli.

DİĞER YENİ YAZILAR