Japonya’da deprem sonrasında yaşanan nükleer felaket ve bu felaketin aslında tüm dünyayı etkiyecek olması üzerine “bilinçli seçmen” düşündü ve tavrını gösterdi.
Almanya’da eyalet seçimlerinde iktidar partisi Hıristiyan Demokratlar gerilerken, Yeşiller büyük ilerleme sağladı. Başbakan Merkel, Japonya olayının ardından Almanya’daki nükleer santrallerin tekrar gözden geçirileceğini söylemişti. Anlaşıldı ki, Alman halkı bunu yeterli bulmadı ve bu konuda doğal olarak en büyük hassasiyete sahip olan Yeşiller partisine yöneldi.
Hıristiyan Demokratların ve Merkel’in buna tepkisi ise “mesajı aldık” şeklinde oldu. Merkel, nükleer enerji konusunda bakışının değiştiğini söylemesine rağmen Alman seçmeninin bir bölümü, politikasını bildiği Yeşiller’e yöneldi.
Türk seçmeninin bilinciyle ilgili kesin yargı sahiplerinin politika anlayışı “düşman kuvvet-dost kuvvet” ayrımı üzerine olduğundan ve bunlar kendi seçmenlerini sürekli olarak “düşman kuvvet ne yapıyorsa yanlıştır, ardında başka hesap vardır” kuşkusunu besleyerek korumaya çalıştıklarından Türk seçmeninin bir bölümü her konuya, her olaya “dost kuvvet-düşman kuvvet” ayrımı üzerinden bakmaya alıştırılmıştır.
Alman seçmeni, birçok konuda Merkel’in politikalarını onaylıyor olabilir, ama şu anda gündemin ön sırasında nükleer santrallerin tehlikesi vardır ve seçmen bu konuda tavrını Merkel’den farklı alabilmektedir, çünkü Yeşiller partisi “düşman kuvvet” değildir. Bu partinin nükleer enerjiyle ilgili tavrını seçmen dikkate almaktadır.
Türk seçmeninin iki kutupta dondurulmuş kesimleri “düşman kuvvet ne yapsa yanlıştır” zihniyetini her konuda ortaya çıkardıkları için, aslında bu bölünme içinde yer almayan geniş kesimi de sürekli olarak “katılaşmaya” zorlamaktadır.
Mesele nükleer santral olabilir, ülkenin yakın geçmişinin karanlıkları olabilir, gündelik ekonomik meseleler olabilir, ama hangisi olursa olsun, o konuyu kendi başına, kendi çerçevesi içinde ele almaya teşebbüs edeni bile “düşman” olmakla suçlayan siyaset ruhsuzluğu hâlâ toplumu “bilinçsiz seçmen” olmaya “kör” kalmaya zorlamaktadır.
Bilinçli seçmen, bu zorlamalarla gerçekte bilinçsiz seçmen olmaya, hayatı ve toplumu sadece “dost kuvvetler-düşman kuvvetler” tıkızlığı içinde görmeye zorlandığı sürece de yeni anayasayı tartışmak zorlaşmakta, Kürt meselesinde yerinde saymak ise kolaylaşmaktadır.
Siyasetin etkili güçleri “bilinçli seçmeni”, her meseleyi kendi çerçevesi içinde tartışabilen, kendi toplumunu, insanlarını “dost-düşman” diye ayırmayan seçmeni teşvik ettikleri zaman kendi varoluş nedenlerini güçlendireceklerdir. Bu “varoluş nedenleri”nin tümüne uzun süredir demokrasi deniliyor.

