Kurultaya beş gün kala CHP’de konuşulan, sadece liste meselesi. Kılıçdaroğlu ile birlikte partinin politikalarını yenilemek istediği “tahmin edilen” gruptan da, Deniz Baykal ve Önder Sav’a yakın isimlerden de tek bir kişi “siyaset” konuşmuyor, CHP’nin seçime nasıl bir yapıyla gitmesi gerektiği üzerine fikir beyan etmiyor.
Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla birlikte CHP’lilerde ve CHP’ye oy veren seçmende haklı bir umut havası ortaya çıktı. Baykal’ın politikalarını açıkça eleştirmeyenler, hatta o politikalara katılanlar bile eski yapısıyla CHP’nin iktidar adayı olamayacağı görüşüne katıldılar ya da katılmış göründüler.
Ancak Kılıçdaroğlu’nin genel başkanlığı ve sadece onun bildiği yeni yönetim yapısıyla CHP’de neyin değişeceği, CHP’nin hangi politikalarla iktidar adayı bir parti olabileceği konusundaki durgunluk ve sessizlik sürüyor.
Baykal döneminde, küçük bir ara dışında, esas olarak gündelik siyasete yoğunlaşmış, neredeyse bütün güncel meselelerde muhafazakâr ve devletçi tepkiler vermek üzerine bir siyaset anlayışını benimsemiş olan CHP, seçmenini de bu kalıplar içine sıkıştırdı.
Baykal döneminin belirleyici özelliklerinden biri de, her konunun AKP ekseninde ele alınması oldu. Bu da, Kürt meselesi gibi hayati bir konuda en muhafazakâr tepkilerin geliştirilmesine yol açtı.
Yeni parti yönetimi, kendi sosyal demokrat vizyonunu ortaya koymakta ayak sürürken belli ki en kaba devletçi-muhafazakâr kalıplarla düşünmeye ve tepki vermeye alışmış bir yapıyla karşı karşıya kalacağını biliyor.
Seçmene gidildiği zaman “yeni” CHP çok açık sorularla karşı karşıya kalacaktır:
- Kürt meselesini ve terörü nasıl çözeceksin?
- Düşünce ve inanç özgürlüğüyle ilgili sorunları nasıl çözeceksin?
- Türk toplumunun mozayiğini oluşturan unsurlardan her birinin kendisini güvende hissetmesi için ne yapacaksın?
- Gelir dağılımındaki adaletsizliği nasıl çözeceksin?
- CHP’nin, askeri müdahalelerle ilgili sabıkalarından kurtulması için ne yapacaksın?
CHP’nin yeni yönetiminin yukarıdaki sorulara cevap verebilmesi için önce kendi iç yapısında bu meselelerle ilgili tutucu anlayışları kırması gerekiyor.
Sosyal demokrat olmanın, solcu olmanın muhafazakâr devletçi olmakla aynı şeymiş gibi sunulduğu, insanların buna inandırıldığı uzun bir dönemin ardından partililere ve seçmene bunun yanlışlığını anlatmak kolay değil...
Ama sonuçta böyle bir niyet varsa, anlatmaya bir yerden başlamak gerekiyor.
Başlama noktasının bu kurultay olması durumunda CHP’nin tekrar sosyal demokrat bir parti olarak hayatiyet kazanması umutları da canlı kalabilir.

