Haberin Devamı
Anayasa Mahkemesi kararı dolayısıyla erken mecburi seçim kesinleşmiş oldu. İster hükümet Meclis kararı almaya çalışsın isterse zorunlu olarak gidilsin, önümüzdeki yaz aylarında seçim yapılacaktır.
Bu arada yine karmaşık hukuki tartışmalar yapılabilir, ama bunların hiçbiri erken seçimi egelleyemez. Ayrıca bu yönde, yani seçimi erteleme yolundaki her girişim de gerilime katkıda bulunur.
Şu andan itibaren hükümet partisi AKP de, diğer siyasi partiler de, Ankara’da Tandoğan, İstanbul’da Çağlayan ve Taksim alanlarını dolduranlar da seçimi düşünmek zorundadır.
Bugünkü siyasi yapı değişmezse, alınacak sonuç bellidir.
Merkez ve merkez sağ oylarına talip olan Anavatan ile DYP son gerilimde farklı bir duruşla seçmenin dikkatini çekecek bir konumda çıkmış değillerdir. Ayrıca bu iki partinin erken seçime birlikte girmelerinin etkili bir rüzgâr yaratması da zamanın azlığı dolayısıyla zorlaşmıştır.
Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinin kendisine yarayacağı düşüncesi içinde olan CHP’nin de son dönemde en açık şekilde “asker üzerinden” siyaset yapmış olmasını kararsız seçmenin nasıl değerlendireceği belli değildir.
Radikal sağda da MHP, BBP ve Genç Parti aynı oylara taliptir. Daha önce AKP’ye oy vermiş olan seçmenin bu kez bu partilere yönelmesi için daha güçle nedenler olması gerekir.
Buradan çıkan sonuç da gelecek seçimden AKP’nin yine farklı olarak birinci parti çıkmasıdır. Hatta son gerilim dolayısıyla oylarını artırması ihtimalinin de yüksek olduğunu birçok siyaset bilimci öngörüyor.
Eğer AKP oylarını artırırsa Meclis yine iki partili, DTP’lilerin bağımsız adaylarla gelmeleri söz konusu olursa, en fazla üç partili olacaktır.
Yeni cumhurbaşkanını bu Meclis seçecektir. AKP de hiç kuşkusuz Abdullah Gül’ü tekrar aday gösterecektir.
Bu durumda Tandoğan ve Çağlayan’ı dolduranlar kimi suçlayacak? AKP’nin laik düzende gedikler açtığını düşünenler bu tablonun nedenlerini iyi düşünmek durumundadır.
Elbette bu muhtemel sonuçları değiştirmek mümkündür.
Bunun yolu da toplumda yeni gerilimler yaratmak ve AKP’ye oy verecek seçmeni doğrudan “korkutmak”tan geçmektedir. Eğer çeşitli yöntemlerle böyle bir korkutma süreci yaşanmazsa ortaya çıkacak sonuç çok bellidir.
Tekrar edelim, bu sonucu yaratan AKP’nin başarılı politikaları olmayacaktır.
Not :1 Mayıs kuşatması
İstanbul’u yönetenler 1 Mayıs dolayısıyla en abartılı tedbirleri aldılar ve şehrin merkezlerini kuşattılar. Çok daha sakin geçebilecek bir gösteri böylece bütün şehrin tutuklanmasına yol açtı. İstanbul’u yönetenlerin tavrı tümüyle “okullar olmasa maarifi ne güzel yönetirdim” tavrıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü, dün olduğu gibi bazı zorlamalara konu olabilir. Buna karşılık İstanbul’da kimseyi hareket ettirmemek aslında bu hakkın çiğnenmesi anlamına gelir. Gösteri yapanlar yapacak, gösteriye katılmayanların da normal hayatlarını sürdürebilmelerinin tedbiri alınacaktır. İstanbul’da yapılanın bir sonrası, sokağa çıkma yasağı ilan edilmesidir.
Ayrıca dün o kanlı 1 Mayıs’ın 30’uncu yıldönümüydü. O gün o kadar insanın ölümüne yol açan sorumlular hiçbir zaman bulunmadı, yargılanmadı, belki de çoktan ecelleriyle öldüler

