AKP’nin dünkü grup toplantısında Erdoğan’ın getirdiği Meclis’in Anayasa Mahkemesi kararına kadar açık kalması önerisi hazırlığın yönünü gösteriyor.
En erken temmuz ayında çıkması beklenen AKP’yi kapatma kararı artık kimse için bir sürpriz olmayacak. Nitekim AKP erkânı da hazırlıkları buna göre yönlendirme faaliyetine başlamış durumda.
Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Anadolu gezilerini yoğunlaştıracağının açıklanması da seçim hazırlığının bir başka önemli işareti.
Kapatma kararı ile birlikte açıklanacak olan siyasi yasaklıların sayısı da en azından bir erken seçimi zorunlu kılacağa benziyor. Eğer AKP kapatılmaz ve ara seçimi zorunlu kılacak sayıda AKP’liye siyasi yasak gelirse de erken seçim kararı gündemden çıkmış olmayacak.
Kapatılmadığı takdirde AKP, ki bu artık çok düşük bir ihtimal, ara seçimde kaybettiği sayı kadar yeni milletvekilini tekrar Meclis’e getirip aynı yerden devam edebilir.
Bu ara seçim de aslında genel seçim gibi geçecek ve çıkacak sonuca göre “büyük zaferler” ilan edilecektir.
Ara seçimin ya da erken seçimin kendi başına bugün yaşanan tıkanıklığın çözümü olması mümkün değildir.
Siyasi tablo ve Meclis’in yeniden düzenlenmesi bugünkünden çok farklı olmayacağı için asıl tıkanıklık yerinde durmaya devam edecektir.
Ancak bu seçimde tutarlı ve kapsamlı bir “demokrasi ve refah programı” nı halka anlatmaya başlayan, gerçek sorunları en açık şekilde tartışmaya açan, aldığı oy oranı ne olursa olsun, seçimin gerçek “galibi” olacaktır.
Senato ya da Anayasa Mahkemesi’nin kısıtlanması gibi sistemin korunması ve geliştirilmesi açısından derde deva olmayacak öneriler yerine kapsamlı ve bütün özgürlükleri ele alan bir “demokrasi ve refah programı” nı Türk halkının anlamaması için bir neden yoktur.
Bu program AKP’den çıkabilir mi?
Mevcut görüntüye bakılırsa AKP o havada değil ve kısa vadeli “rövanş” planlarından uzaklaşamıyor.
CHP’nin derdinin ise “demokrasi ve refah programı” olmadığı biliniyor.
O zaman “vuslat başka bahara” mı kalacak? Galiba öyle.

