Türkiye, seçim(ler) “sath-ı maili”ne, eğik düzeyine girmiştir. Önce Cumhurbaşkanı seçimi, hemen ardından da genel seçimler, önümüzdeki bir yılın ana gündemini oluşturacak.
AKP, Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ilgili olarak Meclis’i 15 Eylül’de toplantıya çağırdı. Bu yasalar, geçen dönemden kaldı. Gecikme süresi aylarla ifade edilebilir. Dolayısıyla bu gecikmenin üzerine bir on beş günlük zaman kazanma çabası “aşırı” bir hassasiyet gibi görülebilir. Üstelik Avrupa Birliği ile ilgili olarak tek “geciken” de söz konusu yasalar değil...
Öte yandan, seçim yasalarında yapılacak herhangi bir değişikliğin ilk seçimde uygulanabilmesi için o değişikliğin seçimden en az bir yıl önce yapılmış olması gerekiyor.
AKP’nin on beş günlük bir süre için gösterdiği hassasiyetin arkasında, gündeme seçim yasası değişikliğini getirme ve bunu ekim ayı içinde sonuçlandırma gayreti olması kuvvetle muhtemeldir.
Seçim yasasıyla ilgili olarak üzerinde karar verilmesi gereken birkaç konu var.
Bunlardan biri, yüzde10’luk seçim barajının düşürülmesi. Çünkü bu baraj olduğu gibi kalırsa AKP dışında bu barajı aşan olmayabilir. Ya da sadece AKP ile CHP aşar ve yine oyların en az yarısı Meclis’te temsil edilmemiş olur.
Ankara’da üzerinde durulan bir diğer konu da DTP’nin durumudur. Seçim barajı yüzde 5’e inmezse DTP’nin Meclis’e girmesi mümkün değildir.
Buna karşılık DTP’nin seçime girmemesi, seçime bağımsız adayların girmesi ve seçilen 30’un üzerinde bağımsız milletvekilinin bu partiye katılması ya da yeni bir parti kurması da güçlü bir olasılık.
AKP çok büyük bir ihtimalle ikinci kez seçimleri kazanacaktır. Ancak ardından oluşacak Meclis’in yapısı ile ilgili çok fazla soru işareti bulunuyor.
AKP ve herkes biliyor ki, Türkiye’de üst üste üç seçim kazanmak mümkün değildir. Dolayısıyla AKP ikinci dönemini çok iyi kullanmak zorundadır. Bu da yeni Meclis’in oluşum şekliyle yakından ilgilidir.
Ama tabii ki bütün bunların arkasında Cumhurbaşkanı seçimi bulunmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olması ve seçilmesi bütün bu tabloda büyük değişikliğe yol açacaktır.
Meclis’i on beş gün erken toplayarak zaman kazanmaya çalışan AKP’nin “üst yönetimi”nin bütün bu konularda bazı kararlar almış olduğu anlaşılıyor. Bunları hep birlikte ay sonunda göreceğiz.

