Son krizlerin bir hayrı oldu. 12 Eylül 1980’den itibaren siyasetten bilinçli olarak uzak tutulmuş olan Türk toplumu bütün unsurlarıyla siyaset düşünmeye, siyaset konuşmaya başladı.
Siyasete ilginin bu şekilde katlanarak artması bir yanda kakofoni ortamı yarattı ve bu karmaşa arasında en anlamsız tartışmalar da yaşandı. Ancak sonuçta toplumun böyle geniş bir katılımla siyaset düşünmesi ve konuşması ileriye dönük bir sağlık işareti olarak alınmalıdır.
Şimdi bir soru soruluyor: MHP AKP ile aynı tabana ya da çok yakın tabana sahip, seçenek olması mümkün değil, CHP’nin ruhsuz milliyetçi-ulusalcı üslubu kimseyi kandıramadı, o da bir seçenek değil. Bu durumda AKP sonsuza kadar iktidarda kalamayacağına göre ortaya bir seçenek çıkması kaçınılmaz, bu seçenek nereden çıkacak?
AKP’nin merkeze doğru yayılmış politikalarına bakıldığında, bu politikaların merkez sağdaki seçmeni geniş şekilde kavradığı ortada olduğuna göre önümüzdeki dönem için seçeneğin adresi merkez sağ değildir.
Merkez sağdaki bütün siyasi örgütler ellerinde ne varsa ne yoksa hepsini AKP’ye kaptırmışlardır.
Merkez sağın en alışık olduğu dinsel temalar artık tümüyle AKP’nin elindedir.
Serbest piyasa ekonomisi AKP’nin elindedir.
Adnan Menderes ve Süleyman Demirel’in “büyük kalkınma ve inşa hamleleri” de artık AKP’nin elindedir.
Yeni bir merkez sağ hareketin bütün bu unsurları AKP’nin elinden alabileceğini düşünmek oldukça zor. AKP ikinci kez iktidar olmanın sağladığı avantajla bunları kolay kolay yeni bir merkez sağ harekete bırakmaz.
Aslında yine AKP’nin elinde olup da ne şekilde değerlendirecekleri belli olmayan tek önemli politika aracı ise Avrupa Birliği üyeliğidir.
Bu unsur aynı zamanda hem hızlı bir demokratikleşmeyi hem de yeni sosyal politikaları içeriyor.
Ama AKP Avrupa Birliği projesi içinde eksiksiz bir hukuksal, toplumsal ve ekonomik demokratikleşmeyi içine tam olarak sindirmiş bir parti de değildir. Bu açığın farkında oldukları için de soldan transferler yapmakla en azından görüntü olarak eksikliği kapatmaya çalışmışlardır.
Bu görüntünün ne kadar süre etkili olacağını şimdiden bilemeyiz. Ama AKP’nin, ana yapısı ve asıl seçmeni belli olduğuna göre bu isimlerle de fazla ileri gidemeyeceğini varsayabiliriz.
AKP’ye seçenek arayanların adresi, abuk sabuk milliyetçilik ve ulusalcılık hastalıklarından arınmış, Avrupa Birliği hedefini en somut alanlara indirebilen bir sol hareket olmak durumundadır.
Böyle bir hareketin “ne olmaması gerektiği” biliniyor. Ve böyle bir hareketi inşa ederek gerçek bir seçenek haline getirmek de tabii ki kolay değildir, ama imkânsız da değildir.

