Türkiye’de kanın durmasını istemeyen, akmasının devam etmesi için çalışan bir “lobi” var. Aslında bir değil iki lobi. Birisinin “resmi” kesimde olduğu biliniyor, ikincisi de Kürt tarafında ve son dönemde iyice kendisini göstermeye başlamış durumda.
PKK’nın son ateşkes
ilanının ardından silahların bırakılması için ortaya yeni bir imkân alanı çıktığını gören bu lobilerin son icraatı “Hükümet PKK ile gizlice görüşüyor” haberi oldu.
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, terörle uğraşmış ülkelerde, terörü sona erdirme çalışmaları içinde her zaman şu ya da bu şekilde gizli görüşmeler olmuştur. İngiliz hükümeti IRA’nın siyasi kanadı ile açık açık görüşmüştür. İspanya’da ETA ile çeşitli görüşmeler yapıldığı daha sonra açıklanmıştır.
Hiç kuşkusuz ki kendi ülkesini kana bulayanlarla, masum insanları davaları uğruna öldürebilenlerle görüşmek vicdanların kolay kaldıracağı bir konu değildir. Ancak bu örgütlerin, Bask ve İrlanda örneklerinde olduğu gibi, tarihsel bir birikimi ve belli bir toplumsal tabanları olması durumunda; sorunun kökenlerinin tedavisi yoluna gitme imkânı söz konusu ise, aklın yolları yürek sıkıntılarının önüne geçmek zorundadır.
Yaklaşık 1.500 Kürt vatandaş şu anda, PKK ile ilişkili olmak ve örgütün siyasileşmesi için çalışmak iddialarıyla tutuklu bulunuyor. Aralarında seçilmiş yerel yöneticilerin de olduğu bu 1.500 kişi terörle doğrudan ilişkileri kanıtlanmadan tutuklanmış, üstelik de tutuklamalar bir “baskı kampanyası” havası içinde gerçekleştirilmiştir.
Bu tutuklama furyasının Habur gösterisine misilleme olarak yapıldığı da söylendi. Elleri kelepçeli, sıraya dizilmiş insan görüntüleri akıllardadır.
Şu andaki ateşkes dolayısıyla tekrar bir barış yolunun açılabilmesi için öncelikle bu davalarla ilgili mantıklı ve hakkaniyetli bir adım atılması gerekiyor. Kürtlerin böyle bir iyi niyet adımını beklemeleri de son derece meşrudur.
Demokratik özerklik tartışmalarına gelene kadarki öncelik silahların bırakılmasıdır. Bu yolda, “PKK silahlarını BM’ye teslim etsin” önerisi de “gizli görüşme” türünden hamlelerle “kirletilmeden” ya da “BM arabulucu olsun istiyorlar” gibi çarpıtmalara uğratılmadan geliştirilmeli, hatta Ankara’nın ön alması gereken önemli bir gündem maddesi olarak değerlendirilmelidir.

