Cuma akşamı başlayan heyecan fırtınası devam edecek. Ancak bu fırtınanın içinde en heyecanlı konuşmaları yapanlar yine sapla samanı karıştırıyor.
AKP sözcüleri kendi “çifte standart” anlayışları içinde konuşuyor. Onlara göre AKP yüzde 50’ye yakın oy almış bir partidir, bu yüzden hakkında kapatma davası açılamaz.
Demokrasinin temel mantığında 100 oy olan parti de aynıdır, 100 milyon oy olan parti de aynıdır. Az oy alan parti kapatılabilir, çok oy alan parti kapatılamaz diye düşünmek ve bunu söylemek için demokrasinin ne olduğunu bilmemek gerekir.
AKP, iktidarı süresince parti kapatmayı zorlaştıran yasal değişiklikleri yapabilirdi. Ama yapmadı. Yapmamasının nedeni de “nasıl olsa bana bir şey olmaz, DTP kapatılsa da beni ilgilendirmez” düşüncesidir.
Bu kapatma davası, demokrasiyi özümsememiş AKP’nin çifte standartçılığının bir sonucudur.
Bu arada AKP’ye kapatma davası açılmasına sevinenler, ileri demokrasilerde de parti kapatıldığını tekrar edip duruyor. Son olarak İspanya’da ETA’yı açık açık destekleyen bir parti kapatıldı. Bunun dışında Avrupa’da en son parti kapatma davası 50’li yıllardadır. Bugün hemen bütün Avrupa ülkelerinde çeşitli isimlerle faaliyet gösteren neo-Nazi ve neo-faşist örgütler bile bulunuyor.
Parti kapatılmasında kıstas tektir: Şiddet.
İspanya örneğinde olduğu gibi, şiddete başvuran, açıkça şiddeti destekleyen parti kapatılır.
AKP şiddete başvurmamıştır, şiddetle bir ilişkisi olmamıştır. AKP’nin kapatılması, siyasi açıdan da son derece yanlış olur. Türkiye’de bugüne kadar gerçekleşen parti kapatmalarının hemen tümünün ardından kurulan yeni partiler daha da güçlü olarak geri gelmiştir.
Tartışırken, konunun hukuki ve siyasi yönlerinin net olarak ayırt edilmesi gerekir.
AKP’ye açılan dava “hukuki”dir, şu anda geçerli yasalara ve sisteme uygundur. Ama siyasi olarak Türkiye’de gerilimin artmasına ve ayrışmanın daha da katılaşmasına katkıda bulunacaktır.
AKP’nin kapatılmasını isteyenler, bunun siyasi sonuçlarını düşünmeyenlerdir.
Türkiye hâlâ bu çarpık tartışmalardan çıkamadı ve bir ileri iki geri sallanıp duruyor. En acısı da bu.

