Haberin Devamı
Meclis’teki siyasi parti grupları, kendileri için haftanın ilk çalışma günü olan salı günleri, önlerindeki siyasi gündemi tartışmak, yönetimin milletvekillerine kendi çizgisini anlatması, milletvekillerinin de kendi önerilerini getirmesi için toplanır.
Doğrusu budur ama gerçek bu değildir.
Her salı günü siyasi partilerin grupları Meclis’te toplanır, lider çıkar, asla parti içinde tartışılmayacak bir konuşma yapar; eser üfürür, milletvekilleri onu çılgınca alkışlar, böylece herkes “görevini” yapmış olur.
Bir dönem önce Erdoğan ile Baykal bu salı faaliyetleriyle herkesi bezdirmişti, şimdi de Baykal gitti, yerine Kılıçdaroğlu geldi ama konuşmalar değişmedi; Erdoğan ile karşılıklı “laflar oturtuluyor”, geleceğe dönük herhangi bir siyasi önerme getirerek değil, geçmiş üzerinden birbirine saldırarak ve çok alkış toplayarak vazifeler yerine getirilmiş oluyor.
Dün salıydı, yine aynı şey oldu. Birbirine giydirmek uğruna CHP lideri anayasadan 12 Eylülcüleri koruyan maddenin kalkmış olduğunu unuttu, Erdoğan da cumhuriyet boyunca CHP’nin halkı iç düşmanla korkuttuğunu anlatırken, DP, AP gibi partilerin de halkı “komünizm geliyor” diye CHP’den aşağı kalmayacak bir üslupla korkuttuğunu unuttu.
Ama ikisinin de ortak unutkanlığı “gerçek gündem” ve gerçek sorunlara getirilecek gerçek çözümlerle ilgiliydi, her zamanki gibi.
Yetişkinlerin özgürlüğü, yetişkin olmayanların korunma hakları ve kamuda hizmet alanların bir baskıyla karşılaşmaması üzerinde önemli bir toplumsal uzlaşma ortaya çıkmışken, iktidar ve ana muhalefet partilerinin bu uzlaşma ortamını değerlendirip türban sorununu hızla çözmek yerine yine kayıkçı kavgalarına sürüklenmesini kamuoyuna açıklamaları kolay değildir.
31 Ekim’de PKK’nın ateşkesi sona erecek ve bütün ülke korkarak “şimdi ne olacak” sorusunu soracaktır.
Erdoğan ile Kılıçdaroğlu ise dünkü salıyı da sallayarak harcamışlardır. Her ikisi de konuşmalarında derde deva olabilecek bir tek cümleye bile yer vermeden bu salıyı da atlatmışlardır.
Bu arada yine her ikisi de Hrant Dink cinayeti davasının geldiği aşamaya hiç değinmedi, bunun vicdanlarda açtığı yara ve Türkiye’de yargının durumu her ikisini de pek ilgilendirmiyor olmalı.

