Başbakan Erdoğan ile YÖK’ün arası hep soğuk oldu. Başbakan’ın son suçlamasının nedeni YÖK’ün yeni 15 üniversite kurulmasına karşı çıkması.
YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç ise dün Başbakan’ın suçlamalarına cevap verirken yüksek öğretimdeki durumumuzun manzarasını anlattı.
Üniversite açmak kolay. Ama bunları gerçekten üniversite haline getirmek Başbakan’ın düşünmediği kadar güç. Şehirlerinde yeni üniversite açılmasını bütün iller istiyor ve kendilerine bu imkânı veren başbakanın partisine oy da verebilirler. Ama şu anda faaliyetteki üniversitelerimizin bazılarının hâlâ üniversite olamadığını da ilgili herkes biliyor. Yüksek öğretimde öyle farklılıklar oluştu ki, bazı üniversitelerden diploması olan gençlere üniversite mezunu gözüyle bile bakılmıyor.
Yeni açılan 15 üniversitenin her birine ayrılan kaynağın 500 bin YTL olması bile bunların uzunca bir süre tabela üniversitesi olmaya mahkûm olduğunu gösteriyor.
Bu kaynakla bazı binalar inşa edilir,
birkaç atama yapılır ve sonra durulur.
Ama elbette bu binaların üzerine “filanca üniversitesi” tabelaları asılacak ve o şehre giden iktidar partisi vekilleri de “gördünüz işte, size üniversite açtık” diye böbürlenecektir.
YÖK Başkanı aslında bilinen bir gerçeği de tekrarladı. Şu anda üniversitelerimizde görevli öğretim elemanlarının maddi durumlarında uzun süredir hiçbir iyileştirme yapılmamıştır ve bu nedenle nitelikli bilim adamları üniversiteden uzaklaşmakta, hayatlarını başka alanlarda sürdürmektedir.
YÖK Başkanı, Başbakanlık ile aralarında süregelen kadro meselesini de anlattı. YÖK, çeşitli görevler için kadro istemekte, Başbakanlık ise bu talepleri yerine getirmemektedir. Bu da yüksek öğretimde temel görevleri yerine getirenlerin sayısal olarak da azalmasına neden olmaktadır.
Bütün bunlar bir araya getirildiğinde yüksek öğretim kalitemizin genel olarak düştüğünü söylemek mümkündür.
Bu koşullarda yeni üniversiteler açmak, “saldım çayıra Mevlam kayıra” durumundan başka bir şey değildir.
Yani yeni üniversiteler de bir seçim malzemesi olarak kalmaya, en azından uzunca bir süre öyle kalmaya mahkûmdur. Bu üniversitelerin açıldığı şehirlerin halkı bunu kolayca görebilir.
not : Oturamayan ilişki
Siyasi iktidar ile medya ilişkisi bir türlü oturamıyor. Son örnek, Kanaltürk adlı televizyon kanalına yönelik mali soruşturmadır. Bu kanalın, bazen yayıncılığın gerektirdiği tarafsızlık ilkelerini aşan
bir tavrı olabilir. Sonuçta onu da değerlendirecek olan izleyicidir. Söz konusu yayınları isterse izler istemezse izlemez. TV kanallarının, gazetelerin yayınları böyle ödüllendirilir ya da cezalandırılır. Kanalın bazı yayınlarında “ordu göreve” tarzında konuşulmuşsa, herhangi bir yasa ihlali hariç, bu da yayını gerçekleştirenlerle izleyenler arasındaki bir meseledir.
Ancak Kanaltürk’e
Bir tür baskın soruşturma uygulanmasını açıklamak zordur. Kanalın kuruluşu ve gelirleriyle ilgili bir kuşku ya da iddia varsa, bu soruşturulur. Ama soruşturma programcıların, gazetecilerin gelir-giderlerinin incelenmesine vardırılırsa o da iktidar açısından ayıba girer.
Ülkemizde medya-siyasi iktidar ilişkilerinin uygar bir düzeye gelmesini daha çok bekleyeceğiz.

