Bugünün Dışişleri Bakanı, geleceğin muhtemel başbakanı Abdullah Gül geçen hafta samimi ve safiyane bir itirafta bulundu. Konu açık bırakılan rögarlar; çukurlara, kanalizasyona düşüp ölen çocuklardı. Gül, “Avrupa Birliği’ne girseydik bunlar olmazdı” dedi.
200 yıllık medenileşme mücadelesinin bir özetini böylece Gül dile getirmiş oldu. Biz yapamıyoruz, aklımıza gelmiyor, ama dışardan bize söylendiği zaman anlayabiliyoruz, yapabiliyoruz...
Bu sözler biraz daha açık şekilde, farklı vurgularla söylendiği zaman ünlü 301’inci madde kapsamına bile girebilir. Abdullah Gül gibi söylendiği zaman ise durumumuzun basit bir tanımı olur.
Peki Avrupa Birliği olmasaydı; Avrupa Ortak Pazarı, o yıllarda kuşkulandığımız şekliyle kalmış olsaydı ne olacaktı? Toplum olarak kendimize koyduğumuz hedefler iyice geri düzeylerde kalmış olacaktı. Çok mütevazı hedeflerle idare edecektik. Çünkü stratejik ortağımız ABD’nin, yakın ilişkide olduğu ülkelerin gelişmesiyle fazla ilgili olduğu söylenemez.
Ama Avrupa Birliği’nin kuruluşunda bir “dünya vizyonu” ya da “uygarlık vizyonu” var. Bu “vizyonlar” gerçi bazı Avrupalı politikacılara da bol geliyor, ama bunlar var.
Bunlar ve bunlara benzer bakışlar sadece bizde değil, dünyada, en gelişmiş toplumlarda bile varolan belli bir insan tipine yabancı ve korkutucu geliyor. Bunlar, kendi gerçek ya da hayali köylerine kapanarak, dünyanın geri kalanından korkarak yaşamaya devam etmek isteyenlerin oluşturduğu bir “tür.” Ama kendimize haksızlık da etmeyelim, o “tür”den olanlar en gelişmiş ülkelerde bile bol bol var.
Yine Avrupa Birliği hedefi olmasaydı neleri yapmamış yapamamış olurduk, sorusuna geri dönersek; karşımıza örneğin idam cezası çıkıyor. İdam cezasını kaldırmamış olurduk. Malum şahıs dolayısıyla bu konuyu tartışmak bile oldukça zor olurdu.
Ceza Kanunu’ndaki ve Medeni Kanun’daki değişiklikleri yapmamış olurduk. Kendi kendimize oldukça yavaş ve gevşek “yol haritaları” tespit edip bunları ağır ağır hayata geçirirdik. Gecikmeler için de bin bir bahane bulur, kendimizi ve halkı ikna ederdik.
Büyük hukuk reformlarını Avrupa Birliği hevesiyle yaptık, ama yollardaki çukurlar ve rögarlar hakkında oradan herhangi bir baskıya uğramadığımız için herhangi bir gelişme gösteremedik.
Böyle gelişmelerden korkanlar bunlara “dayatma” diyor.
Evet; şimdi beklediğimiz, Dışişleri Bakanı ve müstakbel başbakanın söylediği gibi, Avrupa Birliği’nden saçma sapan ölümleri önleyecek yeni dayatmalar gelmesi.
Not: Kadir Has’ın hatırlattığı
Bir adam ölmeden önce çocuklarına vasiyet etmiş: “Beni çoraplarımla gömün.” Eğer bu vasiyeti yerine getiremezlerse de kendilerine bıraktığı bir mektubu açıp okumalarını söylemiş. Öldüğünde, çocukları adamın bu isteğini açıklamış. Din adamları, akrabalar, konu komşu herkes karşı çıkmış. Sonunda çocukları pes etmiş ve mektup açılmış. Şöyle yazıyormuş mektupta: “Görüyorsunuz, öbür tarafa çorapları bile götürmek mümkün olmuyor.”
Kadir Has’ın sadece üniversitesi bile, bu dünyada nelerin, nasıl bırakılması gerektiğini gösteriyor.

