Sabotaj davası

Haberin Devamı

Mahkemelerde Kürtçe kullanılması meselesi, daha 40 yıl önce 12 Mart 1971 sonrası kurulan sıkıyönetim mahkemelerinde bile halledilmişti. “Türkçe bilmiyorum” diyen ve Kürtçe konuşan her sanık için tercüman getirilirdi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası, başlangıçtaki “özel zulüm” dönemi sonrasında da sıkıyönetim mahkemeleri birçok davada tercüman görevlendirdi.

Birinin üzerinden kırk yıl, diğerinin üzerinden neredeyse otuz yıl geçti, ama son yılların en büyük “siyasi” davalarından biri olan KCK davası Kürtçe yüzünden tıkandı. Bu tıkanmayı mahkeme Kürtçe için “anlaşılamayan bir dil” diyerek ve ifade ve savunmaların Türkçe yapılmasını şart koşarak yarattı.

KCK davasının, “açılım” lafının en çok edildiği, Abdullah Öcalan’ın bile “siyasi aktör” olarak ortaya çıktığı bir dönemde “yaratılmış” olmasının “siyasi” bir açıklaması da olması gerekir.

***

KCK davasıyla ilgili olarak çok yayın yapıldı, açıklamalar kamuoyuna ulaştırılmaya çalışıldı. Bunların tümüne bakıldığında, yine on binlerce sayfa iddia ve “belge” arasına sıkışmış olan suçlamaların birçoğunun yargı önüne çıkarılmasının açıklanması da kolay değil.
TRT 6 yayındayken, insanlar, “aranızda Kürtçe fısıldaşıp talimat aktardınız” denilerek; bu kadarlık bir suçlamayla tutuklanıyorsa, bu olayların ardında başka niyetler aramamak da mümkün değil.

Davanın başında, tutuklananların elleri kelepçeli olarak sıraya dizildikleri sahnenin, tarihin hangi olaylarını çağrıştırdığı, insanlık adına birçok utanç verici icraatla aynı görüntüyü verdiği ortadadır.

Türkiye bu gibi davalardan çok yaşadı. “Şunları şunları toparlayalım, suçlayacak bir şeyler buluruz ve bir süre içeride tutarız” mantığıyla açılmış onlarca dava bugün Türk adaletinin utanç sayfaları arasında yer alıyor. KCK davası da en başından itibaren, kotarılışıyla, seçilen kişilerle, o siyasi davalardan farksızdır.

***

Cumhurbaşkanı Gül’ün “iyi şeyler olacak” sözüyle başlayan ve “nihayet savaş bitecek” iyimserliğini toplumun çok geniş kesimlerine yayan “açılım” birkaç kez sabote edildi. Bunlardan biri, Kuzey Irak’tan gelenlerin karşılanmasıydı. KCK davası da, adına ne denirse denilsin, “açılım”ı sabote eden, Kürt tarafında, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarında yükselen iyimserliği yerle bir eden bir davadır. Halen de o şekilde yürüyor.

Bu davanın barış yolundaki gelişmeleri ve iyimserliği sabote eden bir “gizli amacı” olduğunun son kanıtı da dünkü gösteriler ve tepkilerdir. Silahların tümüyle susması için sağlanması gereken “güven” ortamı konusunda azami hassasiyetin gösterilmesi ve buna “kamu” adına hareket eden bütün kurumların katılması şarttır. Silahların susması yolunda kararlılık ve irade aksadığında ya da tereddüt gösterildiğinde,”savaş lobisi”nin çok taraflı faaliyetine yol açılmış olmakta ve her türlü sabotaj da kolaylaşmaktadır.

DİĞER YENİ YAZILAR