Sabah’ın satışı

Haberin Devamı

Siyasi iktidarların vazgeçilmez bir merakı vardır: Kendilerine sıkı sıkıya bağlı medya gücü yaratmak. Türkiye’nin siyasi tarihi bu açıdan çok zengindir.
Tek parti döneminde tabii ki bütün gazeteler iktidar partisi CHP’ye bağlıydı. Çok partili döneme geçildi, Demokrat Parti o zamanın deyimiyle “besleme basın” olarak nitelenen bir medya gücü yarattı. 1960’larda Demirel döneminde iki gazete iktidar tarafından desteklendi. Bunlardan biri büyük gazete oldu, ama şu anda sadece ismi var.
Turgut Özal da basınla bir küs, bir barışık oldu ve o da kendisini fazla eleştiren medyayı değiştirme ve kendisine yakın bir grup kurma çabasına girişti, ama büyük sermaye desteğiyle işe girişen o medya grubundan bugün eser yok.
1990’lı yıllarda siyasi çekişme ve çatışmalar neredeyse tümüyle medya alanında ve üzerinden cereyan etti. Mesut Yılmaz da başbakanlığı sırasında kendisine yakın bir yeni medya grubu yaratmak istedi ama başaramadı.
Bu kısa tarihsel özeti verdik, çünkü bugünün iktidar sahipleri de eski deneyleri unutarak aynı yanlışları tekrarlamaya devam ediyor.

***


Sabah Gazetesi’ni satın alan grubun tepesindeki kişi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın damadıdır. Sabah’ın satın alınması için 750 milyon dolarlık kredi iki devlet bankası tarafından verilmiştir. Küçük bir bölüm de Katar’dan getirilmiştir.
Katar ya da herhangi başka ülkeden sermaye gelmesi fazla fark etmez, ama Başbakan’ın son Katar seyahatine ilişkin söylentiler ayyuka çıkmış olduğu için Katar meselesi de önem kazandı.
Bu tabloya bakıldığı zaman, Sabah’ın satışında hiç de olağan bir ticari işlem görüntüsü bulunmadığı açık olarak ortada.
Bu görüntü, tümüyle Sabah grubunun bugünkü siyasi iktidarın kontrolüne girmesi görüntüsüdür.
İktidar sahipleri kendilerine bağlı ya da bağımlı medya yaratmaya meraklıdır dedik; ama bu durumdaki medyaların halk nezdinde etkinliği olmadığını, olamadığını; güçlerini kaybettiklerini de bundan önceki bütün örnekler göstermiştir.
Siyasi iktidarla aşırı yakın, siyasi ve ekonomik bağımlılığı kalmamış medyanın, ister gazete ister televizyon olsun, inandırıcılığı olması çok zordur. İnsanlar “sahibinin sesi”ni sevmez, haklı olarak ona güvenmezler.

***


Sabah grubu açısından baktığımızda da elbette burada çalışanların ekmeklerini, işlerini kaybetmemeleri önemlidir. Böyle büyük bir grubun çökmesini ve binin üzerindeki medya emekçisinin işlerini kaybetmesini kimse istemez.
Ama Sabah grubunun satışında en yanlış yolun seçildiği ortadadır. İşin içinde Başbakan’ın damadı ve iki kamu bankası olduğu için bu satışın normal bir ticari iş olduğuna insanları inandırmak çok zor olacaktır.
TMSF, Sabah grubunu değerinin üzerinde bir paraya satarak ve bu parayı tahsil ederek işini başarılı şekilde yapmış olabilir. Ama Sabah gibi bir medya grubuna ve tabii ki bütün Türk vatandaşlarının haber alma özgürlüğüne bu şekildeki bir satışla destek olunduğunu söylemek de zordur.
Güçlü medya, her zaman bağımsız medyadır; bütün önemli gazeteler, televizyon kanalları, güçlerini siyasi iktidarlara, güç merkezlerine karşı bağımsızlıktan ve eşit mesafede durmaktan alırlar.
Bağımsızlıktan alırlar.

DİĞER YENİ YAZILAR