Anayasa değişikliği paketi Meclis’te tartışılırken, muhalefet partileri yapılan değişikliklerin demokratik rejimin temel ilkelerini bozacağını; “güçler ayrılığı”nın bozulacağını savunmuşlardı.
Doğrusu bu muhalefet tarzı kamuoyunun belli kesiminde etkili olmuş, son anayasa değişiklikleriyle siyasi iktidarın yargıyı ele geçireceği kanaati ve korkusu yayılmıştı.
Anayasa Mahkemesi’nin dün akşam saatlerinde açıklanan kararına göre, rejimin ve güçler ayrılığı ilkesinin tehlikeye düştüğü korkuları boşunadır.
Mahkeme iki maddenin bazı bölümlerini iptal etti. Bunlar aday belirlenmesi ile ve adayların nitelikleriyle ilgili hususlardır. Hukukçular önümüzdeki günlerde bunları uzun uzun tartışacak.
Ancak ilk tepkilere bakarak, iki maddedeki iptal edilen unsurların “şekil” değil “içerik”le ilgili olduğunu söyleyebiliyoruz.
Mahkeme Başkanı karara ilişkin kısa açıklamasını yaparken de aslında bunu ifade etmiş oldu ki bu da bu kararın “siyasi” niteliğini gösteriyor.
Karardan iktidar partisi memnun olmadı. Tartışmalı konulardan birinin tarafı olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili de kararı beğenmedi.
İktidar partisinin tepkisi doğaldır, Anayasa Mahkemesi’nin “içerik” denetimine girmiş olması ve paketin bütünlüğünü bozmuş olması “siyasi” bir tavırdır.
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı dolayısıyla “kara senaryolar” da gündemden kalkmış oluyor.
Buna karşılık hâlâ gündemde olan bir konu, “erken seçim”dir.
Anayasa Mahkemesi’nin halkın iradesini temsil eden Meclis iradesinin üstüne çıktığını savunuyorsanız bu hususu da halkın karşısına götürmek durumundasınız. AKP’ye düşen yeni bir anayasa programı ile halkın karşısına çıkmaktır.
Diğer yandan, aylardır “rejim elden gidiyor” diye bağıranların da halka açıklamak zorunda oldukları bazı şeyler var. Anayasa Mahkemesi “siyasi” bir karar almasına, kendisini Meclis’in üzerine koymasına rağmen ortada bir “rejim tehlikesi” olmadığını da doğruladı. Bu durumda muhalefet partilerinin referandumda halkı hayır demeye çağırmasının hukuki dayanağı da ortadan kalkmış oluyor.

