Rehavetin nedenleri

En çok Avrupalılar şaşırıyor. Avrupa Birliği'nden tarih almak için bu kadar çaba gösteren Ankara'nın üç aydır gösterdiği rehavet dikkat çekmeyecek gibi değil

Haberin Devamı

En çok Avrupalılar şaşırıyor. Avrupa Birliği'nden tarih almak için bu kadar çaba gösteren Ankara'nın üç aydır gösterdiği rehavet dikkat çekmeyecek gibi değil. 17 Aralık 2004 günü başlayan sevinç dalgasının ardından Ankara'da yaprak kımıldamıyor.

En basitinden, on binlerce safyalık mevzuatın Türkçeden İngilizceye, İngilizceden Türkçeye çevirileri dahi yapılmış değil ki bu, henüz işin ilk adımı. Bunu örgütlemek bile bir sorunsa, gerçekten büyük sorunlarda nelerle karşılaşabileceğimizi düşününce umutsuzluğa kapılmamak elde değil.

Ankara'daki rehavet önce, Irak seçimleri dolayısıyla Kerkük meselesinin gündeme oturmasına ve ABD ile yaşanan "serinliğe" bağlandı. Bu meseleler doğal mecralarına döküldü ama "Türkiye'nin en büyük uygarlık projesi" olarak benimsenmiş olan AB üyeliği yolunda hâlâ parmağını kaldıran yok.

* Ankara'nın nasıl bir görüşme stratejisi izleyeceğini belirlemek, öncelikleri ayırmak için önce bu işin altyapısını hazırlayacak olan kadronun seçilmesi gerekiyor. Ankara'da ses yok.

* Eğer Ankara, iddia edildiği gibi "erken seçim ve buna bağlı olarak "Cumhurbaşkanı seçimi için erken hazırlıklara girişmişse, zihinleri bu meseleler kaplamışsa Türkiye yine kendi içine kapanacak, kilitlenecek, yine dünyadan kopacak demektir.

* Ankara'nın tepelerinde "biz bugüne kadar neleri hallettik, 2015'e kadar AB işini de iman gücüyle hallederiz" duygusu varsa şimdiden "geçmiş olsun" diyebiliriz.

Yine hayaller mi...
Aradan iki buçuk ay geçmiş olmasına rağmen bugüne kadar herhangi bir hükümet yetkilisi Avrupa Birliği konusunda yapılacak olanlar ve bundan sonraki program hakkında kamuoyuna herhangi bir bilgi vermişse, bütün uyanlara rağmen böyle bir konu yokmuş gibi davranılıyorsa bunun nedenleri hakkında iyice düşünmek gerekir.

Uzakdoğu depremine, Afrika'nın sorunlarına, kredi kartları olayına gösterilen "yoğun" ilgi ve ayrılan zamana bakıldığında akla bir olasılık geliyor:

* Ankara asıl sorunlarla karşı karşıya kalmamak için, "zor" konularda karar verip gerçek adımlar atmamak için zaman geçiriyor. "Türkiye büyük bir dünya devleri olacaktır" sözü bu türden zaman geçirme taktikleriyle gerçekleştirilebilecek bir söz değildir.

Her ülke önce kendi başına "büyük" bir ülke olmayı başarma durumundadır.

* Birilerinin kafalarını Avrupa Birliği projesinin yerine tekrar "İslam dünyasının liderliği" gibi hayaller doldurduysa, o birilerinin bu hayal aleminden çıkmaları, en başta kendi gelecekleri açısından önemlidir.

* AB konusunda geçen sürede neler yapıldığını ve bundan sonra nasıl çalışılacağını bilmek bunu gerçek bir gelecek vizyonu olarak benimsemiş olan Türk halkının çoğunluğunun hakkıdır.

Bu görevi üstlenmiş olanlar da bunun hesabını sürekli olarak vermek zorundadır.

DİĞER YENİ YAZILAR