Birkaç gündür aynı soru tekrar tekrar soruluyor. Bazı yetkili kişiler de aynı soruyu sordular ve kuşkulu cevaplar verdiler. Önceki gün ve dün gelen iki haber aynı sorunun çok daha fazla sorulmasına yol açtı.
İsrail askerlerinin, Gazze’ye yardım gemisini bastıkları gece PKK İskenderun’da saldırdı. Bu iki olayın ardı ardına gelmesi bazı yetkililerin de aynı soruyu sormasına yol açtı: Raslantı mı değil mi?
Önceki gün, yine İskenderun’da İtalyan piskoposun öldürüldüğü haberi gelince tedirginlik daha da arttı. Trabzon’daki rahip cinayeti, o cinayet çevresindeki bağlantıların “uzaklara” gittiğine ilişkin yoğun kuşkular da hatırlanınca piskopos cinayetinin yeni sorulara yol açması kaçınılmaz oldu.
İtiraf eden bir katil var, ama cinayet nedeni belli değil. Psikolojik sorun yaşamış olan katil zanlısının teşvik edilip edilmediği sorusu cevapsız kalsa da akıllarda yer edecek. “Psikolojik sorunu var” demekle cevap verilmiş olmuyor, Hrant Dink’in katillerinin ya da Malatya’daki katliamın faillerinin daha önce doktora gitmemiş olmaları “psikolojik” durumlarının normal olduğunu göstermiyor. Böyle cinayetleri işleyenler “normal insan” olabilir mi?
Ve dün Hrant Dink ailesinin avukatlarından birinin cesedinin evinde asılı olarak bulunduğu, intihar etmiş olabileceği haberi geldi. Bu avukat son duruşmada Dink’in katili tarafından tehdit edilmişti, yakınları başka tehditler de aldığını söyledi.
Bu ölüm de “psikoloji” ile açıklanmak istenebilir. Ama, “arka arkaya bu kadar psikoloji fazla değil mi” sorusuna cevap vermek kolay değil.
Sokaklardan ufak tefek gibi görünen haberler geliyor. Başbakan Erdoğan’ın gazetelerde “İsrail etkisi altında olan yazar” aramak yerine, anti-semitik, açık Türkçesiyle “Yahudi düşmanı” yazıları önemsemesi, bunların yol açabileceği sonuçları düşünmesi daha yerinde olacaktır. Yardım gemisine İsrail saldırısı dolayısıyla ortalığı Hamas bayrakları sararken... PKK büyük saldırılara girişiyor... İtalyan piskopos öldürülüyor... Hrant Dink’in ailesinin avukatı ölü bulunuyor... Bunları birlikte düşününce en meşru ve haklı soru ortaya çıkıyor: Yine bir senaryo mu uygulamaya konuluyor.
Böyle durumlar, siyasi iktidarların muktedir olamadıkları zamanlarda ortaya çıkar ve yarattıkları tedirginliğin etkisi de büyük olur.

