Türkiye-Ermenistan protokollerinin imzalanmasının öncesinde yaşanan sıkıntılar psikolojik duvarların hâlâ yerli yerinde durduğunu gösteriyor.
Ermeni tarafının son andaki tavrı, bir yanıyla kendi iç kamuoyuna karşı bir gösteri de olabilir ayrıca, diasporayı susturmayı amaçlayan bir manevra olarak da görülebilir.
Ama duruma biraz uzaktan baktığımızda, Türkiye açısından psikolojik duvarların en azından eski yüksekliğini kaybetmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Ermenistan tarafında ise bu duvarlar eski yüksekliğini koruyor.
Yine biraz uzaktan bakarsak, 1915 travmasının etkilerini de anlamaya çalışmak gerekiyor. Adına ne derseniz deyin; ister soykırım tezini kabul edin, ister “büyük felaket” deyin, ister “büyük bir dram” deyin; sonuçta söz konusu olan, ülke olarak benimsediği topraklardan kovulmuş olanların yüzyıllık travmasıdır.
Tehcirle ilgili tartışmalarda zaman zaman sayılara fazlaca takılınıyor. Sayı tartışmaları olayın boyutunu değiştirmez. Fakat ille de bir sayı tartışması yapılacaksa şunu düşünelim: Yüz yıl önce bu topraklarda 1 milyon 400 bin dolayında Ermeni yaşıyordu, şu anda 80 bin Ermeni yaşıyor.
Öte yandan da Türkiye’nin tehcir tartışmalarında girdiği savunma psikolojisinin içinden çıkması kolay değildir. Çünkü “soykırım” çok ağır bir suçlamadır ve bu suçlama bu şekilde sürdükçe savunma psikolojisi de var olacaktır.
Bu protokoller, iki taraf açısından da duvarları indirme iradesinin ilk adımı olarak görülmelidir. İmzaların atılmış olması ve parlamentoların bu metinleri onaylamasıyla duvarlar yok olmayacaktır. Ancak duvarları yok etme yolunda ortaya konmuş olan bu iradenin gücünün en azından bir sonraki kuşağa duvarları yok etme alanını sağlaması söz konusudur.
Charles Aznavour, ailesi İstanbul kökenli bir Ermeni-Fransız sanatçıdır. Diaspora için önemli bir isimdir, daima Ermeni kimliğini öne çıkarmıştır ve İstanbul’u anlatan en güzel şarkılardan birini yazıp söylemiştir.
Protokollerin dışişleri bakanlarınca imzalanması sırasında Ermenistan tarafında Aznavour’un da bulunmuş olması, yeni bir başlangıç “ruhu”nun ortaya konulduğunun vurgulanması bakımından iyi oldu.
Yüz yıllık duvarlar bir günde, iki imza ile yok olmuyor; bunu iyi bilmek ve duvarları yıkmak için çok çalışmak gerektiğini de unutmamak gerekiyor.

